<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Yıldız, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/author/mehmetyildiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/author/mehmetyildiz/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:50:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Mehmet Yıldız, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<link>https://hizmetten.com/author/mehmetyildiz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Buna da Sadakat Denir</title>
		<link>https://hizmetten.com/buna-da-sadakat-denir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Jul 2023 07:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hulûsî Yahyagil]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Üstad]]></category>
		<category><![CDATA[Sungur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=32694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aradan 20 yıl geçmişti. Hasret öyle bir noktaya gelmişti ki dayanmak artık mümkün değildi. Yerini bilse hemen gidecekti. Okuduğu her risale özlemini bir nebze olsun gideriyordu da bu ayrılığa o&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buna-da-sadakat-denir/">Buna da Sadakat Denir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aradan 20 yıl geçmişti. Hasret öyle bir noktaya gelmişti ki dayanmak artık mümkün değildi. Yerini bilse hemen gidecekti. <strong>Okuduğu her risale özlemini bir nebze olsun gideriyordu da</strong> bu ayrılığa o yüzden dayanıyordu yüreği belli ki. Ama hasret ateşi içten içe kor olmaya devam ediyordu. Veysel Karani’nin Efendimiz’e (s.a.v.) kavuşma iştiyakı vardı ya hani. Bu da ona benzer kutsi bir duyguydu işte. Bir gün nasılsa Üstad’ının Emirdağ’da olduğunu öğrendiğinde “Artık tamam!” demiş ve “Ne olursa olsun onu tekrar görmeliyim” düşüncesiyle düşmüştü yollara.</p>
<p>O günkü şartlarda 1000 km’ye varan mesafeyi aşmak kolay değildi. <strong>Kâh trenle, kâh otobüsle yol alıyor, bir vasıta olmazsa ayaklarının dermanı kesilinceye kadar yürüyordu.</strong>1950’li yıllar. O zaman da aşılıyordu işte bir şekilde aşılmaz gibi görünen o yollar.</p>
<p><strong>Sadakat öyle bir iksirdir ki engel tanımaz, mesafelere aldırmaz.</strong> Sadakatte öyle bir sır vardır ki yolları hatıralara bağlar. O yolun her bir dakikasında belki saniyesinde buluşma anına ait renkler, desenler, tatlı tatlı hatıralar…</p>
<p>20 yıl önceydi. Onunla ilk karşılaşma anı ne güzeldi.</p>
<p>O, Üstat hazretlerini  bir şeyh olarak tasavvur ediyordu. Üstat bu durumu fark etmişti. Koluna girip bir oda içinde gezinir gibi yürürken; “<strong>Kardaşım, ben şeyh değilim, ben imamım; hani İmam-ı Rabbânî, İmam-ı Gazâlî gibi</strong>” demişti. O zaman anlamıştı kiminle birlikte olduğunu. Bu ilk görüşmeye ait bir anlık kare, onu daha bir heyecanlandırmış, kavuşma iştiyakı daha bir artırmıştı.</p>
<p><strong>Günler sonra Emirdağ’a yaklaşmış, artık günler, saatler değil dakikaları saymaya başlamıştı.</strong> Otobüsten indi, elindeki adrese koşar adımlarla yürüdü. Üstadının kaldığı evi uzaktan görünce heyecanı doruğa ulaştı. <strong>Az sonra nefesini tutup kapının tokmağına bütün ruhuyla, kalbiyle inceden bir</strong> dokunuverdi. Biraz sonra kapı hafif bir şekilde açıldı ve “<strong>Buyrun ben Sungur”</strong> sesi ile irkildi. Az bir durakladıktan sonra “<strong>Ben de Hulusi</strong>” dedi ve devam etti; “Üstadımızı ziyarete gelmiştim.” Sungur abi sesini kısarak; “<strong>Şu anda Üstadımız istirahatte daha sonra gelseniz</strong>.” dedi. Hulusi abinin uzaklardan geldiğini tahmin edememişti . O da boynunu büküp “Olur” demiş ve ayrılmıştı  kapıdan. Dört gözle beklediği vuslat gerçekleşmemişti. <strong>Üzgün bir şekilde otobüs terminaline doğru yürümeye başladı</strong>. Derin bir iç çekerek;“Demek ki vakit gelmemiş, kısmet değilmiş” diye mırıldandı.</p>
<p>Zaman bazen farklı şeyler mırıldanır insana:</p>
<p>“Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak!<br />
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak.<br />
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm.<br />
Çünki hicran dolu kalbim yine hicran olacak”<br />
(Hasan  Feyzi).</p>
<p>Bu arada Üstat Hazretleri uyanmış ve Sungur abiye seslenmiştir. Sungur abi, “Buyur Üstadım” diyerek odaya girdi. Üstat “<strong>Sanki Hulusi’nin kokusunu alıyorum”</strong> deyince, Sungur abi, “Üstadım biraz önce kapıyı birisi geldi, adı Hulusi’ymiş. Siz istirahat ettiğiniz için daha sonra gelmesini söyledim.” dedi.  Üstad heyecanla; “<strong>Derhal onu bul gel!</strong>” diye emretti. Sungur abi, soluk soluğa terminale koştu. Hulusi abi bulduğu ilk minibüse binmiş, minibüs de hareket etmek üzeredir. Sungur abi hemen minibüse girdi ve Hulusi abinin kulağına yavaşça; “<strong>Abi Üstadımız sizi bekliyor</strong>” diye fısıldadı. <strong>Bu sözü duyan Hulusi Abinin adeta ayakları yerden kesildi ve “Olur kardeşim” deyip minibüsten iniverdi.</strong></p>
<p><strong>O vuslat anını anlatmaya kelimeler yetmez!</strong> Birbirlerine öyle sarıldılar öyle ağladılar ki… Ancak Hulusi abi orada fazla kalamadı, o günkü şartlar buna el vermiyordu. Üstadın kaldığı ev gece gündüz gözetim altında idi. Beş on dakikalık güzel muhabbetten sonra Hz. Üstat Hulusi abiye “Kardaşım sen 20 yıldır manen benim yanımdasın” deyince Hulusi abi de “Üstadım ben de sizin yanınızdan hiç ayrılmadım” diye cevap verdi.</p>
<p>Hulusi abi, 20 dakika kadar süren vuslattan sonra tekrar terminale gitmek üzere kapıdan çıktı. Bu kısa görüşme ona büyük bir alemin kapılarını açmak gibi bereketli olmuştu. O yolda gönül haşyeti ve gözyaşları ile yürürken Sungur abi arkasından koşar adım gelip, Üstat hazretlerinin, “Hulusi ile yirmi dakika görüşme bana yirmi gün gibi geldi” dediğini iletti. Hulusi abi teşekkür etti ve derinden bir hamd ile yoluna devam etti.</p>
<p><strong>Hazreti Üstat talebelerini her duasında andığı gibi talebeleri de onu hiç unutmaz</strong>, eserleri okurken, yazarken manen hep onunla birlikte olurlardı. Bu manevi güç ve kuvvet ile iman nurunu etrafa neşretmeye devam ederlerdi. Hulusi abinin aşk ve iştiyakı da buna bağlı idi. Demek o eserlerin sahibi hakiki bir iman ile hareket ediyordu. Bu yüzden onun eserlerini elmas kıymetinde bilmek gerekiyordu.</p>
<p>Şimdi onlar bu dünyadan göçüp gitmiş olsalar da eserleri bizlere de çok şey anlatmaya devam ediyor. Bizler de Üstat ile manen görüşmeler yapabiliriz. O eserlerin satır aralarından onun hisleri ile hislenir, aşkı ile aşklanır, derdi ile dertlenebiliriz.</p>
<p><strong>Keşke herkesin evinde küçük bir ders odası bulunsa</strong>; orada ebeveynler, büyükler sözü dönüp dolaştırıp sohbet-i Canan’a getiren rehberler olsa yani her bir evin, her bir müessesenin ötelere açılan aydınlık pencereleri bulunsa. <strong>Kainat; Kur’an perspektifi, Efendimizin adesesi, Risale-i Nur gözlüğü ve pırlantaların dürbünüyle seyredilebilse</strong>. Böylece her bir mekan ashab-ı Suffanın yaşadığı gibi bir mübarek mekana dönüşse.</p>
<p>Her bir yuvada veya her bir toplulukta günlük, haftalık ve aylık mini programlar yapılsa. Sonra da Allah’a teveccüh ederek: “<strong>Ya Rabbi! Bizi insan olarak yarattın, kendine muhatap ettin, bize bunun hakkını verme yollarını göster</strong>” duaları ile yola devam edilse.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-32695" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/07/WhatsApp-Image-2023-07-07-at-17.15.29.jpeg" alt="" width="528" height="490" /> <img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-32696" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/07/WhatsApp-Image-2023-07-07-at-17.15.28-605x700.jpeg" alt="" width="605" height="700" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/07/WhatsApp-Image-2023-07-07-at-17.15.28-605x700.jpeg 605w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/07/WhatsApp-Image-2023-07-07-at-17.15.28-768x889.jpeg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/07/WhatsApp-Image-2023-07-07-at-17.15.28-585x677.jpeg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/07/WhatsApp-Image-2023-07-07-at-17.15.28.jpeg 828w" sizes="(max-width: 605px) 100vw, 605px" /></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buna-da-sadakat-denir/">Buna da Sadakat Denir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halil Olmak Ne Güzel!</title>
		<link>https://hizmetten.com/halil-olmak-ne-guzel/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 07:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Olmak Ne Güzel]]></category>
		<category><![CDATA[infak]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=32443</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bizzat sevdiğiniz (mal, bilgi, eşya…) dan infak etmedikçe gerçek fazilete ve kâmil manâda iyiliğe ulaşamaz, (ebrardan olamazsınız.) Bununla beraber, her ne infak ederseniz, Allah onu mutlaka bilir. (Al-i İmran-92) Hani günler vardı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/halil-olmak-ne-guzel/">Halil Olmak Ne Güzel!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Bizzat sevdiğiniz (mal, bilgi, eşya…) dan infak etmedikçe gerçek fazilete ve kâmil manâda iyiliğe ulaşamaz, (ebrardan olamazsınız.) Bununla beraber, her ne infak ederseniz, Allah onu mutlaka bilir. (Al-i İmran-92)</em></p>
<p>Hani günler vardı hem gecelerinde hem de gündüzlerinde harıl harıl koşulan; kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, işçisiyle memuruyla, zenginiyle fakiriyle koşturulan o tatlı günler… Neredeyse istirahate bile vakit bulunamayan günler, aylar ve yıllar. <strong>O zamanlarda saklıydı güzel anlar ve sadece o anları yaşayanlar o zaman dilimlerinin hazzını anlar.</strong> Ülkesi için, memleketi için, inandığı değerler için, insanlık, belki de gelecek nesiller için ter dökülen o günler. Fedakarlığın, zirvelerde yaşandığı zamanın altın dilimleriydi çünkü o demler, dönemler.</p>
<p>Hani mevsimleri gözetleriz yer yer. Bahar gelse, yaz gelse de piknik yapsak tatile çıksak diye. Bayramları gözetleriz. Akrabalarımızla, dostlarımızla kucaklaşalım diye.</p>
<p><strong>Müminlerin hayatında farklı mevsimler de vardır</strong>. Üç aylar gibi, ramazan ayı gibi, mübarek geceler gibi. Geceler de kendine göre ayrı bir mevsimdir. Gecedir ama mevsim kadar değerlidir. <strong>O geceler ki bir sabah olur, elleri bayramlara değer</strong>. Diğergam gönüllerin coştuğu, duyguların alabildiğine saflaştığı, gurbetlerin kurbete (yakınlığa) dönüştüğü bayramlara. Öncesi de sonrası da binler hayra, binler manevi mükafata açılan bayramlara.</p>
<p>Böyle bayramlar öncesinde arkadaşlarla dostlarımızı, tanıdıklarımızı tek tek dolaşıyor; kâh evlerde, kâh işyerlerinde kimi zaman tek tek, bazen de toplu vaziyette dertleşiyorduk. <strong>Bu bizim günlük halimizdi. Yeryüzünde bir cehalet yangını vardı.</strong> Kıtalar bağnazlığın pençesi altında inim inim iniyor, ülkelerin bir kısmı fakirliğin girdabında boğuluyor, diğer bir kısmı ideolojilerin paletleri altında eziliyor, zulümler görüyorlardı.<strong> Sonuçta dünya buhranlar anaforunu yaşıyordu. Duyarlı bir insanın, bir müminin, bir adanmış ruhun yerinde durması ne yapmalıyım ne yapmalıyız, diye sormadan ve harekete geçmeden yaşaması mümkün müydü?</strong></p>
<p>Böyle bir dünyada bencilliğe yer olamazdı. Kimin elinden ne geliyorsa onu yapmalıydı. Bir önceki yazımızda, vermenin, paylaşmanın, başkası için yaşamanın, ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalıştık. <strong>Efendimiz (s.a.s.)’den, etrafındaki altın halkadan günümüze kadar gelmiş infak kahramanlarından örnekler gördük.</strong></p>
<p>Vazife şuuruna erenlerin nasıl da malından, canından vaz geçtiğine şahit olduk. <strong>Fedakarlığın zirvelerinde, zirve insanlar vardır</strong>. Asırlar geçse bile dünyanın her yerinde her gün anılan o yüce Nebi Hz. İbrahim (a.s.)’ın fedakarlığına, cömertliğine yerler gökler şahit oldu.</p>
<p>Melekler, Allah’ın izniyle, Hazret-i İbrahim’i ziyaret ederler. Uzun bir yoldan gelmiş, saçı-sakalı dağınık, üstü-başı perişan birer misafir edasıyla İbrahim Nebi’nin yanına varırlar. <strong>Onun duyacağı şekilde “Sübbûhun Kuddûsün Rabbu’l-melâiketi ve’r-rûh” derler</strong>. Kalbi ötelerden gelen esintilere açık olan İbrahim Aleyhisselam, Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh u takdîs etmek için çok iyi seçilmiş bu kelimeleri ve onların seslendirilişindeki lâhûtîliği duyunca pek sevinir.</p>
<p><strong>“Aman Allahım, bu ne güzel bir söz!” diyerek hayranlığını ifade eder ve “Servetimin üçte biri sizin olsun, yeter ki o tesbîhi bir kere daha söyleyin” der</strong>. Melekler, kendilerine has bir ses ve eda ile o tesbîhi tekrar edince, Allah’la alakası açısından tesbîh u tazime ve vahye aşina olan <strong>Halilürrahman</strong>, o sözdeki derinliğin kendi ruhunda hasıl ettiği tesir neticesinde, bir kere daha aynı tesbîhi duymak için malının tamamını vermeye de razı olur. Nihayet, “Değil mi ki bana bu tesbîhi dinletip öğrettiniz, ben de size köle oldum!” diyerek meleklere mukabelede bulunur. <strong>Bu davranışıyla da sahip olduğu her şeyi, hatta canını bile Cânan yolunda feda edebileceğini gösterir.</strong>”</p>
<p>Bir mümin Allah için yaşamalı, onun için dertlenmeli, O’nun yolunda, rızasını kazanma istikametinde koşmak gaye-i hayali olmalı. Fırsatları kollamalı. Kur’an farklı surelerde zekatla, infakla alakalı çok vurgu yapar. <strong>Ancak Müminun suresi 4. ayette “Onlar zekât vermek için çalışırlar” çok farklı bir şey söyler. Onlar sadece vermiyorlar, vermek için çalışıyorlar</strong>.</p>
<p>Daha çok vermek için çok daha fazla kazanmak düşüncesiyle birlikte, insanları Allah için vermelere teşvik etmek, yardımlar organize etmek, <strong>himmetleri birleştirip, sızıntıların çağlayana dönüşmesini sağlayıp, yeryüzüne ab-ı hayat sunmak… Ne kadar masum ne kadar güzel değil mi?</strong></p>
<p>Bir ağaç düşünün her mevsim taptaze meyvelerini insanlara takdim ediyor ve o meyvelerden yiyenler o lezzetlerde sanki yeniden diriliyor. <strong>İşte mümin böyle olmalı, can vermeli, ümit vermeli, hayata tat vermeli</strong>.</p>
<p><strong>Hz. İbrahim (a.s.) yaptığı fedakarlıklarla Allah katında “Halil” olma vasfını kazanıyor</strong>. Yani kâinatın sahibi Yüce Allah’ın dostu oluyor. Her dönemin İbrahimleri, Halilleri vardır. <strong>Bazılarının isimleri, bazılarının vasıfları Halil’dir. Haliller, Halitler, Halisler eksik olmaz dünyada</strong>.</p>
<p>Çeyrek asır önceydi bir arkadaşımla belirlediğimiz isimleri ziyarete gidiyor, derdimizi anlatmaya çalışıyorduk. Bir delikanlı ile görüştük, güzel bir insandı. Yapılması gerekenlerin üzerinde durduk, okul dedik, eğitim dedik, nesle sahip çıkma dedik, yurtiçi yurtdışı dedik, bekleyenler var dedik. Yurtdışından bir arkadaşım aramış ısrarla bir okul açılması için ricada bulunmuştu, arkadaşımıza bunu anlattık. <strong>Beklenmedik bir fedakârlık sergiledi, bizi duygulandırdı. Bu güzelliği nasip eden Allah’a hamdler eyledik</strong>. Günlerden cumartesi idi. Çok yoğun ve çok güzel bir gün olmuştu.</p>
<p><strong>Mal da Allah’ındı mülk de. O sadece bize emanet olarak vermişti. Samimiyetimizi ölçüyordu.</strong></p>
<p>Ertesi gün, pazar sabahı, yine yola çıktık arkadaşımla. Telefonda bir beyefendi. Bizi işyerine davet ediyordu. Yolu değiştirdik. <strong>İçeri girdiğimizde adamı ağlar halde bulduk. Merak ettik, biz de hüzünlendik. Anlattı.</strong></p>
<p>Dün hacı ablanla gece namazına kalktık. <strong>Ablan biraz Kur’an okuyalım dedi</strong>. Olur dedim. Bana bir yer aç dedi. Açtım. Al-i İmran 92. ayet duruyordu karşımızda. Hacı ablan manasını sordu. Okudum. <strong>Ağlamaya başladı ve bu ayet bize bir şeyler söylüyor dedi</strong> ve devam etti. Çocukların gittiği hayır kuruluşları var, güzel hizmetler yapıyorlar, babamdan kalan <strong>üç katlı evi ve bahçesini bu güzel insanlara bağışlamak istiyorum</strong>. Abinin ağlaması daha da arttı bu ara. Eşim böyle güzel bir hayır yapar da ben geri kalır mıyım? <strong>Çok zor şartlarda aldığım bir arsa vardı, ben de onu bağışlıyorum dedim. Hemen tapuları çıkardım ve işleme koydum,</strong> aradan zaman geçmesin, nefis araya girmesin diye. Siz de şahit olun.</p>
<p>Halil olmanın, manevi ticaretlerle geleceğimizi satın almanın yolundayız. Allah için alan, Allah için veren, Allah için yaşayanlar olma ümidindeyiz.</p>
<p><strong>İşte şimdi de bir mevsim geldi. Kurban mevsimi. Gurbetleri, kurbetlere çevirme mevsimi…</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/halil-olmak-ne-guzel/">Halil Olmak Ne Güzel!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vermek Sana Çok Yakışıyor Ya Resulallah</title>
		<link>https://hizmetten.com/vermek-sana-cok-yakisiyor-ya-resulallah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2023 07:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Vermek sana çok yakışıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=32212</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gökyüzündeki rızkınızı, sadaka ile yeryüzüne indiriniz. (h.ş.) Sen ey en son Haberci! Seninle tanıdık bütün güzellikleri. Sende gördük en güzel hasletleri. Lahuti ikliminde hayat buldu ruhlar. Anda huzura kavuştu canlar,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/vermek-sana-cok-yakisiyor-ya-resulallah/">Vermek Sana Çok Yakışıyor Ya Resulallah</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Gökyüzündeki rızkınızı,</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>sadaka ile yeryüzüne indiriniz. (h.ş.)</em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Sen ey en son Haberci</strong>! Seninle tanıdık bütün güzellikleri. Sende gördük en güzel hasletleri. <strong>Lahuti ikliminde hayat buldu ruhlar. Anda huzura kavuştu canlar, cananlar</strong>. Gayesizce sürünenlere semanın kapılarını açtın, ölgün gönülleri sevginle uyandırdın. İnsanlık manasını sende buldu, dünya senin getirdiğin hakikatlerle yeniden doğdu.</p>
<p style="text-align: left;">Yüce kametinle birlikte tevazu kanatlarını yerlere serdin; öksüzlerin, yetimlerin hamisi oldun, onları şefkatinle sarıp sarmaladın. Engin merhametinle kolsuz kanatsızları kanatlandırdın. Nice edep mahrumlarına edepten elbiseler giydirdin. <strong>Cehlin karanlığında bocalayanlara Kur’an nuru ile ötelere giden yolları açtın.</strong></p>
<p>Getirdiğin ilahi mesajlarda öyle iksirler var ki, hangi gönle girse onu anında âbâd ediyor, çorak topraklar onunla lâlezara dönüyor; <strong>gülistana dönüşen bahçelerde bülbüller şakımaya başlıyor</strong>. Hayatının her bir anında, mübarek dudaklarından dökülen her bir beyanda dirilişin tohumları kendini gösteriyor.</p>
<p>Adının geçtiği yerlerde, adımını attığın zeminlerde bir anda hayat emaresi beliriyor, <strong>ikliminin ulaştığı her mekân baharla tanışıyor</strong>, uyanışlar peş peşe birbirini takip ediyor.</p>
<p><strong>Sen ey son Haberci</strong>! İnsanlık bir kez daha <strong>vefayı, sadakati, sabrı, ilmi, hilmi ve cömertliği Seninle</strong> tanıdı. Atmosferine ulaşanlar nice bayramlara karıştı. Seni tanıyan herkes cehaletle savaştı. Unutulan mukaddes isimleri yeniden hatırladı. Hz. Nuh (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve diğer mürsel kardeşlerinle yeni yeni ufuklara ulaşmanın hazzını yaşadı.</p>
<p><strong>Nuh (a.s.)’ın sebat ve gayret içinde 950 sene</strong> şirki yok etmek, insanları Allah ile buluşturmak için mücadele ettiğine şahit oldu. <strong>İbrahim (a.s.)’ın putperestliğe karşı</strong> aklen, kalben nasıl meydan okuduğunu gördü. Yine onunla imtihanlara katlanmanın, zorluklara aldırış etmemenin, devasa imtihanlara sabretmenin büyük muvaffakiyetlere zemin hazırladığının farkına vardı. <strong>Musa (a.s.)’ın firavunlaşmış ruhlarla, gözü dönmüş canilerle</strong> Allah’a dayanarak nasıl baş ettiğini idrak etti. <strong>İsa (a.s.)’ın ve etrafındaki bir avuç havarinin</strong> Rabbimizin adını cihanın her yerine götürme ruhunu; <strong>“Bizler Allah’ın yardımcılarıyız”</strong> ifadesini tertemiz gönüllerinde hissetti.</p>
<p><strong>Sen bir başkaydın elbette</strong>. İnsanlık kaybettiği çok şeyi senden yeniden öğrenecekti. Her asırda yepyeni talebelerin oldu. <strong>Asırların getirdiği gaflet, dalalet ve ülfet karanlıklarını</strong> senin mesajlarınla üzerlerinden attılar. Hayata terütaze ve yepyeni; ruhları cilalanmış, vizyon, misyon ve aksiyonlarıyla bütün dünyanın muhtaç olduğu ne kadar değer varsa katmaya gayret ettiler. <strong>Şimdilerde seninle gelen güzellikleri hazmetmiş bir kutsiler topluluğu</strong> dünyanın her bir tarafına aşkla, şevkle ve inançla kanatlanarak, hak ve hakikate, senin mesajlarına susamış bütün gönülleri Rabbimize tevcih buyurmak için seferber oldular. İlimle, edeple, cömertlikle yürüdüler her yere. Allah’ın verdiği nimetleri cömertçe paylaştılar çevreleriyle. Bunu da Senden öğrendiler.</p>
<p><strong>Hani bir gün Sen mescitte idin</strong>, biri gelip Senden bir şey isteyince ona istediğini vermiştin. Sonra biri daha gelmişti de ona da istediğini vermiştin. Başka biri gelince de verecek bir şeyin kalmadığı için ona daha sonra vermek üzere söz vermiştin. Koca Ömer senin rahatsız olduğunu düşünüp “<strong>Kendini bu kadar eziyete sokma Ya Resulallah</strong>” deyince sen gerçekten rahatsız olmuştun. Bunu gören Abdullah b. Huzametü’s Sehmi ayağa kalkmış ve: “<strong>Ver, hep böyle bol bol infak et Ey Allah’ın Resulü. Çünkü Sana vermek çok yakışıyor. Sakın arşın sahibi Allah’ın seni fakir bırakacağından, Senden nimetlerini keseceğinden endişe etme!</strong>” deyince Sen bu sözden memnun olmuş: “<strong>İşte ben bununla emrolundum</strong>” deyivermiştin.</p>
<p><em>“Kurban olayım Sana, kurban olayım. Ayağını bastığın toprağı, misk ü amber gibi gözüme sürme diye çekeyim, benim Efendim.”</em></p>
<p>Bakın şöyle çevrenize. <strong>Her beldede bu ruhu taşıyanları mutlaka göreceksiniz.</strong> Rabbim adeta serpiştirmiş her yere. İnsanlığın derdiyle iki büklüm olanlar, her kazandığından başkası için bir miktar ayıranlar, her mevsime göre meyve vermeye çalışan ağaçlar misalidir onlar. <strong>Onlardır Rehber-i Ekmel’in izinde olanlar</strong>.</p>
<p>Mevsimlerin getirdiği fırsatları değerlendiren fıtratlar, hakkıyla vazife yapmanın huzuruyla Rab’bimizin huzuruna varırlar. Bir de Allah’ı unuttuğu için unutulanlar, O’nu terk ettikleri için terk edilenler var…</p>
<p>Ömür bir sermayedir. Kimileri onu çarçur eder. <strong>Hani adamın biri kırk yıllık tecrübe ile ipliği iki metre mesafeden iğneye geçirmeyi başarmış ya</strong>. Sonra da meşhur olmuş ve ismi 2. Mahmut’a kadar gitmiş. Huzurda işini başarı ile yapmış. Sultan bu işi ne kadar zamandan beri yaptığını sorunca adam “kırk yıl efendim” demiş. <strong>Sultan her yıl için adama bir altın ikram etmiş</strong>. Sonra da “<strong>Bu ömür sana bunun için mi verildi</strong>? Bütün insanlığın yararına bir buluş için uğraşsaydın ya, kabiliyetini orada sarf etseydin” demiş ve o kadar yılı bir iğne iplik için israf ettiğinden <strong>kırk kırbaç</strong> vurulmasını emretmiş.</p>
<p>Ömrümüz israf ile heba olup gitsin istemiyorsak Allah Resulüne tabi olmalıyız. <strong>Bak bir tarafta insanlığın beklediği kurtarıcı eller, diğer tarafta da ömrünü boşa geçiren nâdângiller</strong>; tercih senin. İlkinde ebedi kurtuluş, ikincisinde sonsuz hasaret. Birinde cehennem kokar diğerindeyse cennet.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/vermek-sana-cok-yakisiyor-ya-resulallah/">Vermek Sana Çok Yakışıyor Ya Resulallah</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Onu Ben Hiç Unutmadım</title>
		<link>https://hizmetten.com/onu-ben-hic-unutmadim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 07:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Takva üstünlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=32048</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir düşünsene geriye doğru, kendinle kaç defa hesaplaştın? Attığın yanlış adımlar adına kaç defa kendini hırpaladın, tevbe ufkuna doğru gözyaşlarını saldın? Sonra kaç insanın hayatına sırf iyilik adına dokundun? Bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/onu-ben-hic-unutmadim/">Onu Ben Hiç Unutmadım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir düşünsene geriye doğru, kendinle kaç defa hesaplaştın? Attığın yanlış adımlar adına kaç defa kendini hırpaladın, tevbe ufkuna doğru gözyaşlarını saldın? <strong>Sonra kaç insanın hayatına sırf iyilik adına dokundun?</strong></p>
<p>Bir de söylemesi zor ama kaç kişinin ümidini kırıp döktün? Kendini bir şey zannederek, bir yerlere konumlandırarak belki biraz da kibir süsü katarak, <strong>kaç kişinin salih daireden uzaklaşmasına sebep oldun?</strong></p>
<p>Farkında mısın, kendini kusursuz ve kutsal kabul ettiğinin, etrafındakileri hep hor hakir görüp kendi varlığını yücelttiğinin? Nasıl bir aldanmışlık ki bu, <strong>bir çakıl taşı için elmasları, pırlantaları, altınları, zebercetleri feda ettin</strong>.</p>
<p>Hep üzerine toz konmasın, itibarın zedelenmesin istedin. Hayatın bu minvalde geçti. Fark etmedin mi hiç seni yaratan, başkalarını da yaratmıştı. Sana rızk veren, seni besleyen başkalarını da besliyordu. <strong>Senin onlardan bir üstünlüğün yoktu. Üstünlük yalnız takvadaydı.</strong></p>
<p><strong>Ene isimli cılız ışığı kapat</strong>, ta ki güneş doğsun hayatına. Benlikten geçmeden O’nu bulamazsın. Derdin hep O’nu anlatma ve gösterme olursa ene ile mücadele zor ve kıymetli olur unutma. Hayra, iyiliğe giden yoldan asla ayrılma.</p>
<p>Bak İlahi Kelam ne diyor: “<em><strong>Siz iyilikte ve takvada birbirinizle yardımlaşın, günahta ve düşmanlıkta birbirinize yardımcı olmayın</strong></em>” (Maide-2).</p>
<p><strong>İyilerle ol, iyilere dost ol, iyilik meydanının eri ol ki, iyiler defterine yazılsın adın.</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri Van’da Horhor medresesinde kaldığı zamanlarda kayalıkların arasından aşağıya abdest almak için ne zaman inse orada çocuk yaşta bir delikanlının elinde su ile hazır beklediğini görür. Hz. Üstad onun hizmetini karşılıksız bırakmaz, zaman zaman abdestini aldıktan sonra ona biraz harçlık verirdi. Bir gün yine abdest için indiğinde Ahmed’i göremeyince “<strong>Ahmeeed” diye seslendi ve az ilerde olan Ahmet, “Cânûû” diye hocasına mukabele etti</strong>. Ahmet’in bu, “<strong>canım sana feda olsun</strong>” anlamındaki cevabı Bediüzzaman hazretlerini gönülden vurmuştu. Bu yüzden onu kendi dua listesine eklemişti. O dua listesi ki, başta peygamberler olmak üzere, sahabeler, salihler, mücedditler, müçtehitler, muttakiler, Rabbaniler, muhsinler… hep orada idi. <strong>Ahmet de büyük bir talihli olarak o listeye dahil olmuştu</strong>.</p>
<p><strong>İşte iyilik, işte iyilerle beraber olmak.  </strong></p>
<p>İnsanoğlunun dünya hayatında en önemli ve istenen yönü iyiliklerin temsilcisi olma özelliğidir. <strong> Bir canlıya su vermek</strong>, sıcakta bir işçiye bir bardak soğuk su veya ayran ikram etmek, aç birinin karnını doyurmak, başka ülkelerde, insanların sıkıntılarını gidermek, yetimin başını okşayıp onu korumak, <strong>zorda kalanların imdadına koşmak</strong>, başka dillerde kültürlerde sadece Allah için koşuşturmak… Bütün bunlar iyilikler hazinesidir ve böyle olmakla iyiler defterine kayıt olma mükafatı vardır.</p>
<p>Bunları neden anlattım? Yol ikidir, biri kendine güven biri de Allah’a. Biri benlik adına yaşamak biri de Allah adına. <strong>Biri bencillik girdaplarına yuvarlanmak, diğeri kalbin ve ruhun zümrüt tepelerinde seyahat etmek.</strong></p>
<p>Bak ömür geçiyor, unutma. Varsa kırıp döktüğün, hakkını yediğin birileri, koş helallik al, hiç durma. <strong>Toprak gibi ol ki gül bitiresin. Yaprak gibi ol ki gölge getiresin</strong>. Bak ağaçlar kendileri için yaşamazlar. Allah adına hediye verirler ama hiç ses çıkarmazlar. Kökleri derinlerde meyveleri ellerinde bir ayna gibi hep Rablerini gösterirler.</p>
<p>İnançlı olma dikkat ister, rikkat ister. Hz. Ömer (r.a.) panayırda dolaşırken birinin kılıcının kınından çıkmış olduğunu fark eder ve adamı hemen uyarır. Ola ki bu keskin kılıç birine değip yaralar ya da bir çocuğu korkutur diyerek kimseyi rahatsız etmesin ister. Ancak akşam evde bir düşünce alır Ömer’i. Panayırda <strong>adamı ikaz etmek için onun omuzuna dokunmuştur. Bunun bir hak olacağı aklına gelmiştir.</strong> Çok geçmeden o adamı bulmalarını ister ve bulunca da evine davet eder; onu yedirir, içirir, ona hediyeler verir. Adam ne olduğunu anlamamıştır.</p>
<p>Hz. Ömer panayırdaki olayı hatırlatır ve “<strong>Omzuna dokunarak seni rahatsız etmiş olabilirim, hakkını helal et” deyince adam şaşırır ve “Öyle bir olay hatırlamıyorum Ya Ömer” diye cevap verir. Halife Ömer ise: “Bana gelince onu ben hiç unutmadım</strong>” der sesi titreyerek.</p>
<p><strong>Gördün mü muhasebe ile iyilik arasındaki kardeşliği? Gördün mü ahirete inanmanın getirdiği hassasiyeti. Gördün mü hakka hukuka riayet etmenin duyarlılık zirvesini.</strong></p>
<p><strong>Ey nefsim! İtabım ve hitabım yalnız sanadır.</strong></p>
<p>Şu kısacık hayatta bir şeyler yapınca, bir yerlerde olunca nefsimizin tuzaklarıyla karşı karşıya kalma ihtimali bir hayli fazla olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Nefsine takılanların yarınları çok zor olacak.</p>
<p><strong>Ne mutlu hep hayırlara kapı açanlara, ne mutlu sürekli iyiliklere yelken açanlara.</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/onu-ben-hic-unutmadim/">Onu Ben Hiç Unutmadım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adını Hatırla!</title>
		<link>https://hizmetten.com/adini-hatirla/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 07:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[adını hatırla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=31913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hani Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” kitabında anlattığı mankurtlaşma var ya. Yıllar önce okuduğumda anlamakta ve inanmakta zorlanmıştım. Ama son yıllarda yaşadığımız olaylar o korkunç kavramın anlamını ve acısın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adini-hatirla/">Adını Hatırla!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hani Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” kitabında anlattığı mankurtlaşma var ya. Yıllar önce okuduğumda anlamakta ve inanmakta zorlanmıştım. <strong>Ama son yıllarda yaşadığımız olaylar o korkunç kavramın anlamını ve acısın derinden hissettirdi bana.</strong></p>
<p>Sağımızdan esen rüzgarlar oradan bir şeyler götürdü, solumuzdan esenler rüzgarlar da oradan bir şeyler kopardı. Ancak bu rüzgarların ve fırtınaların en dehşetlisi neye maruz kaldığımızı bilememe idi.</p>
<p>Kalbimizi, ruhumuzu, duygularımızı darmadağın etti esen rüzgârlar. Sevgimiz gitti. Saygımız bitti. Bütün değerler bize elveda dedi. <strong>Ruhlar esir edildi. Duygular kalbin zümrüt tepelerinden al aşağı edilip, nefsin pis derelerine itildi</strong>. Dostlar düşman, düşmanlar dost edinildi. Yabancılaşmaya zirvelerde yer verildi. İnsanın kendisine, ailesine ve tüm insanlara düşman olması teşvik edildi. Kendinden uzaklaşan insan, başta kendisi ile ve sonra da çevresi ile kavgalı hale geldi. Kısaca her yer mankurtlarla doldu.</p>
<p>Çok eski dönemlerde Kırgızların ve diğer Türk boylarının komşusu olan Juan Juanlar esir aldıkları savaş tutsaklarının saçlarını usturayla kazıdıktan sonra kafalarına yaş deve derisinden bir başlık geçirip çöle salarlarmış. Çöl sıcağında geçen süre içinde kuruyan deve derisi esirin kafasını mengene gibi sıkar, ona korkunç acılar verirmiş. Saçlar, kuruyan deve derisinden başlığın etkisiyle kafatasına doğru gelişir, tutsakların birçoğu korkunç acılara ve kızgın çöle dayanamaz, ölürlermiş. Yaşayanlar ise bilinçlerini yitirirler, hafızaları sıfırlanır silinir, geçmişini, ailesini, obasını, ovasını, köklerini unutur ve nihayet benliklerini yitirirlermiş. Bu, kafası boş, bedenleri sağlam tutsaklar efendilerine köle itaatiyle bağlanırlar, en ağır işlerde çalıştırılırlar, deve çobanı olurlarmış. <strong>Yani onlar artık düşünmekten, benlikten uzak bir Mankurt olurmuş. </strong></p>
<p>Romana göre bu savaşların birinde Kırgız Nayman Ananın oğlu Juan Juan’lara esir düşmüştür. Nayman Ana, uzun bir arayıştan sonra esir oğlunun izini bulmuş ve yollara koyulmuştur.</p>
<p>Nayman Ana oğlunu bulur ama oğlu onu tanımaz. Boş gözlerle bakar annesine. Nayman Ana ne diller döker oğluna kendisini tanıması için ama nafile. Oğlunun gözlerinde en ufak bir sıcaklık yoktur. <strong>Nayman Ana vazgeçmez, oğlunun hatırlayabileceği bütün isimleri sayar.</strong> Ancak bu arada onu izleyen Juan Juan’lar, Colaman’ın kendine gelme ihtimali karşısında tedirgin olurlar ve ona “Bu kadını öldür! O senin düşmanın” derler. <strong>Emri alan Colaman, çektiği yayından fırlayan okla gözünü kırpmadan öldürür annesini</strong>.</p>
<p>Gözü Colama’nın gözbebeğinde, susar Nayman Ana. Son bir gayretle, yine oğulcuğunu kurtarma ümidiyle haykırır Colaman’a: “<strong>Adını hatırla! Kim olduğunu hatırla! Babanın adı “Dönenbay! Sen ise Colamansın, ben “Nayman Ananım, Ben “Nayman Anayım.”</strong></p>
<p><strong>O günden bu güne ne değişti ki</strong>? Nayman Ana? Colaman? Juan Juan? Hayır her şey aynı, insanlık da değişmedi. <strong>Değişen sadece takvimler.</strong></p>
<p>Mankurtlaştırma devam ediyor. <strong>Kimi zaman devlet Juan Juan oluyor</strong>, halkının beynini yıkıyor; kimi zaman aileler çocuklarının, insanlar arkadaşlarının ruhunu çalıyor ve onları bir devrin köleleri haline getiriyorlar.</p>
<p>Değerlerimize düşman edilen nesiller, aile bağlarını kopartan talihsiz idareciler, üç kuruşluk dünya için insanlığın yok olmasına göz yuman, sekülerizmin paletleri altında kalan, karnını doyurmaktan başka derdi olmayan dertsizler, bu yaşlı dünyaya ve biçare insanlığa ne verebilirler ki?</p>
<p><strong>Ancak ne olursa olsun, hayat var oldukça çare de vardır</strong>. Ama bizler asla ümitsiz değiliz. karlar eridikçe, kardelenlerin varlığına şahit oluyoruz. Gecenin karanlığı yerini şafak vaktine bırakınca nice yiğitlerin varlığından haberdar oluyoruz. Allah yeryüzünü salihlere miras bırakacağını vadetmiştir. <strong>Salahat düşüncesi ergeç bütün dünyada kendisine yer bulacaktır ve insanlar gerçek insanlık ufkunda ferah feza bir hayat telezzüz edeceklerdir.</strong></p>
<p><strong>Neden olmasın ki?</strong> Allah vadinden dönmez, yeter ki bizler samimi gönüllerle, gayretkeş ellerle hayata akmaya devam edelim. O çalışmalar, gayretler, adım atmalar birer küçük vesileler olacak ve hayat bahara yeniden uyanacaktır.</p>
<p><strong>Acılarımızı ve umutlarımızı ifade eden şu şiiri birlikte okuyalım mı?</strong></p>
<p>Yine hicran dolu günleri andım,</p>
<p>Yıllar gözyaşına karışıp gitmiş.</p>
<p>Ürperdim ve yerimde kalakaldım,</p>
<p>Dostlar düşmanlarla barışıp gitmiş.</p>
<p><strong>Yüzerken millet derin uykularda,</strong></p>
<p><strong>Kaybolup gitti değerler ard arda&#8230;</strong></p>
<p>Kan-ter var mâzinin şakaklarında,</p>
<p>Demir bukağılar ayaklarında;</p>
<p>Acı bir tebessüm dudaklarında;</p>
<p>Ne kızıl bir rûhla çarpışıp gitmiş&#8230;</p>
<p><strong>Ufukta hâlâ yer yer karanlıklar,</strong></p>
<p><strong>Ama geceden sonra gündüzler var&#8230;</strong></p>
<p>Hazan esmiş, bütün bağlar bozulmuş,</p>
<p>Sararmış yapraklar, çiçekler solmuş,</p>
<p>Yiğit ölmüş, küheylânı yorulmuş,</p>
<p>Koca bir ifritle savaşıp gitmiş.</p>
<p><strong>Dönüp gelse de o çok uzaklarda,</strong></p>
<p><strong>Gözlerim hep hülyâlı şafaklarda&#8230;</strong></p>
<p>Bir zamanlar parıldayan o tâçlar,</p>
<p>Tâcdârlara sîne açan yamaçlar;</p>
<p>Altın yamaçlarda zümrüt ağaçlar,</p>
<p>Hicran kervanına ulaşıp gitmiş.</p>
<p><strong>Kıvılcım var, o ürperten sönüşten,</strong></p>
<p><strong>Kıvılcımda mesajlar var dönüşten&#8230;</strong> (Kırıp Mızrap)</p>
<p><strong>Evet, geceler ızdırap duymasaydı güneşler doğar mıydı?</strong></p>
<p>Yakınlarımızı, canlarımızı, ciğerlerimizi, değerlerimizi, birliğimizi korumak, özümüze dönmek ve Nayman Anaların ıstırabını dindirmek için haykırmak zamanıdır belki.</p>
<p><strong>Adını hatırla!</strong></p>
<p>Kim olduğunu hatırla! Babanın adı Dönenbay…!</p>
<p><strong>Dön artık özüne, Hakk’a dönenlerle beraber. Önce sarıl rahmet ve mağfiret eteklerine sonra da şefkatle merhametle sevgiyle sar muhtaç olan bütün gönülleri en yakınlarından başlamak üzere.</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adini-hatirla/">Adını Hatırla!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acz Makamında O’na Dua</title>
		<link>https://hizmetten.com/acz-makaminda-ona-dua/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2023 07:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Acz Makamında O’na Dua]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=31754</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Rabbim sana hangi konuda dua etmişsem hiç mahrum ve bedbaht olmadım.” (Meryem 4) Samimiyetle açılan elleri geri çevirir mi O hiç? Dertlilerin derdine derman olmaz mı O hiç? Ne zaman&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/acz-makaminda-ona-dua/">Acz Makamında O’na Dua</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“Rabbim sana hangi konuda dua etmişsem hiç mahrum ve bedbaht olmadım.” (Meryem 4) </strong></em></p>
<p>Samimiyetle açılan elleri geri çevirir mi O hiç?<br />
Dertlilerin derdine derman olmaz mı O hiç?<br />
Ne zaman yana yakıla dursan sen divana<br />
Kulum deyip inayet elin uzatmaz mı O hiç?</p>
<p><em><strong>İnsanız, yer yer sebeplerin tükendiği anlar yaşarız. Ümitlerin tükenmeye yüz tuttuğu anlara adım atarız.</strong></em> Ruhumuz zakkum rüzgarlarına maruz kalır da acil çareler ararız. Ne ki inanmışız, dert çekmeyiz. Aczimiz kanat, fakrımız kuvvet olur; iman yol, ibadet burak, ihlâs ve samimiyet nefes olur. O’na yakınlık kuşatır benliğimizi, O’na teslimiyet alır götürür yeni ufuklara gönlümüzü.</p>
<p>Hz. Yunus (a.s) güzel bir gemiye binmişti, ama gece dalgalar herkesi rahatsız etmişti. O gece sebepler nasıl da hepten sukut etmişti. <strong>Evet sebepler sukut etmişti ama Yunus (a.s.) sükût etmemişti.</strong> Kat karanlıklar içinde, denizin ortasında, balığın karnında acz, fakr ve kulluk makamında Rabbine dua ediyordu:</p>
<p><em><strong>“Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn” (Enbiya 87)</strong></em></p>
<p>“Sen’den başka ilâh yoktur. Sen, her türlü kusurdan, eksiklikten, eşi–ortağı bulunmaktan mutlak münezzehsin. Ben, gerçekten kendine yazık edenlerden oldum!”</p>
<p><em><strong>Dua; sebepleri, denizi, dalgaları, havayı, karanlığı ve balığı idare eden Zat’a idi</strong></em>. O’nda acizlik söz konusu olamazdı. O, “Ol” deyince sebepsiz her şey oluverirdi. Normal şartlarda Yunus (a.s.)’ın kurtuluşu için hiçbir sebep yoktu. Yani artık onun bedeni balığın karnında enzimlerle eriyip gidecekti. Allah öyle Malik’ül Mülk’tür ki mülkünde olan en küçük canlının dahi sesini işitir ve ona cevap verir. İşte O Allah Yunus (a.s.)’ın da sesini işitti ve geceye, karanlığa, denize ve her şeye sözü geçen Zat-ı Zü’l Celal balığa emretti. Zaten gemidekiler Yunus (a.s.)’ı bırakıp gitmişlerdi. Sesi denizi aşsa bile etrafta onu duyacak kimse yoktu. <em><strong>Yunus (a.s.) böyle bir durumda kime sesleneceğini, kime dua edeceğini çok iyi biliyordu ve öyle yaptı</strong></em>. Balık, Âlemlerin Rabbinin emrini alır almaz, sahile doğru yüzmeye başladı.</p>
<p>Bizler de iman eden insanlar olarak içinde bulunduğumuz karanlıklardan ancak, O’na samimiyetle ellerimizi açmakla, gönülden O’nu tespih etmekle, kurtuluşumuzun çaresini O’nda görmekle yolumuza devam edersek; <em><strong>O iç içe girmiş karanlıkları aydınlatacak, yolumuzun önünde bulunan engelleri kaldıracak</strong></em>, uzun süren kışın arkasından baharı getirecek, söken şafakla birlikte gözlerimizi aydınlatacak. Başka çare arayanlar bunlara nail olamayacak.</p>
<p>Hani Hz. Zekeriya (a.s) da: <em><strong>“Rabbim, kemiklerim zayıflayıp inceldi; başım, ihtiyarlıktan beyaz alevler gibi tutuştu ve ben Rabbim, Sana hangi konuda dua etmişsem hiç mahrum ve bedbaht olmadım” (Meryem 4)</strong></em> demişti ya. O ne içten ne samimi bir duadır Allahım. O ne kulluk, acziyet ve ihtiyaç kokan bir istektir Allahım.</p>
<p><em><strong>Kim bilir içi yana yana bu duayı ne kadar yaptı ve ardından şöyle devam etti:</strong></em></p>
<p>“Doğrusu arkamdan bana mirasçı olacak yakınlarımdan ötürü endişeliyim. Ne olur bana lütf-u Kerem’inden bir yakın (bir oğul) nasip et.”</p>
<p>“…Rabbim, bana nezdinden tertemiz bir zürriyet ihsan eyle! Şüphesiz Sen duayı hakkıyla işitensin…&#8221; (Âl-i İmran, 3/38).</p>
<p>Dikkat edilecek olursa, Hz. Zekeriyya, (a.s) sadece &#8220;zürriyet&#8221; değil, &#8220;tertemiz zürriyet&#8221; diyerek kayıtladı duasını. Bu, &#8220;Allah Teâlâ’yı hoşnut, Nebiyi memnun ve anne-babayı mesut edecek, millet için de mühim bir rükün olacak &#8216;tertemiz bir zürriyet&#8217; ihsan eyle&#8221; demekti.</p>
<p><strong>Onun için de sebepler tükenmişti</strong>. Kendisi yaşlanmış, kemikleri zayıflamış, başında alevler vardı saçları beyazlamıştı. Hanımı doğum yapacak durumda değildi. Ancak Allah dileyince olmaz diye bir şey düşünülemezdi. Sonra beklenmedik bir anda tertemiz bir oğul müjdesi geliverdi o şanı yüce nebiye.</p>
<p>“Ey Zekeriya, <strong>Sana ismi Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz</strong>. Bu ismi daha önce kimseye vermedik (ve O’na bahşedeceğimiz üstün niteliklerle daha önce kimseyi övmedik).”</p>
<p>Zekeriya (a.s.) (hayret içinde) “Rabbim, karım kısır, ben ise iyice ihtiyarlamışken benim nasıl, hangi yolla çocuğum olacak? diye sordu.</p>
<p><strong>Cevap çok muhteşem!</strong></p>
<p>(Allah, melek vasıtasıyla) “Olacak, (Allah ne dilerse yapar)!” buyurdu. (Melek, devamla) dedi: “Rabbin diyor ki, ‘Bu, Benim için pek kolaydır. <strong>Nitekim seni de yoktan var etmiştim.”</strong></p>
<p>Hani bir gün Hz. İbrahim (a.s.) da oğlu Hz. İsmail&#8217;le Kâbe-i Muazzama&#8217;yı inşa ederken Cenâb-ı Hakk&#8217;a şöyle yalvarıyorlardı:</p>
<p><em><strong>&#8220;Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster ve tevbelerimizi kabul et; zira tevbeleri kabul eden, O çok merhametli olan ancak Sensin&#8221;</strong> </em>(Bakara, 2/128).</p>
<p>Onların zürriyetinden yüzlerce nebinin yanında, <strong>insanlığın yüzünün akı Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)&#8217;in neş&#8217;et etmesi</strong>, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın bu önemli duayı kabulünün ifadesidir. Ayrıca, ümmetin bütün salihleri de hep şöyle yalvarmış ve Allah&#8217;tan salih nesiller istemişlerdir.</p>
<p>&#8220;(Ve o kullar): <em><strong>&#8216;Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!&#8217; </strong></em>derler<em><strong>&#8220;</strong></em> (Furkan, 25/74).</p>
<p>Sebepler tükense de müsebbibü’l-esbap Sensin Allah’ım! Senin adını anacak, anlatacak, anarken anlatırken yanacak, sönmüş mumları tutuşturmak için gayret sarf edip, gönülleri aydınlatacak, karanlık bir yer, bir gönül bir mekân kalmayıncaya kadar koşturacak nesilleri nasip et Allah’ım!</p>
<p><strong>Hz. Bilal’in</strong>, Allah’ın birliğini haykırışının, Ehâd Ehad seslerinin yankılarını ruhunuzda duyar gibisiniz değil mi?</p>
<p><strong>Hz. Mus’ab</strong>’ın Medine’de ev ev dolaşırken Rabbimizi ve Efendimiz’i anlatırken duyduğu heyecanını, hisseder gibisiniz değil mi? <strong>Hz. Abdullah b. Huzafe</strong>&#8216;nin: “Aziz peder! Benim için ayırdığın bu iki dakika içerisinde Rabbimi, Efendimiz’i (s.a.s.) sana anlatabilirsem ölsem de gam yemem deyişindeki niyeti, samimiyeti yaşıyor gibisiniz değil mi?</p>
<p><em><strong>Aynı dili değil, aynı ruhu taşıyanlar birbirini ancak anlayabilir hissedebilirler.</strong></em></p>
<p>Aynı ruhu taşıyanlar, aynı haykırışları yaparlar.</p>
<p>Mesela şark yaylalarından çıkmış önceki asrın dertlilerinden Hz. Üstat:</p>
<p>“Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında memleket mahkemelerinde, memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. <em><strong>Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti”</strong></em> şeklinde içinde içindeki samimi duygularını, inancını ifade etmişti.</p>
<p>Onun şu ifadeleri de öyle hemen söylenmiş edebi bir metin gibi durmuyor değil mi?</p>
<p><em><strong>“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor.</strong></em> O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!”</p>
<p>“Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de.”</p>
<p><em><strong>“Gözümde ne Cennet sevdası var ne Cehennem korkusu. Cemiyetin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun. Kur&#8217;an&#8217;ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım.”</strong></em><br />
<em><strong>Ve şu merhamet dolu ama o kadar da yakıcı sözler:</strong></em></p>
<p>Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve mâruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ittihamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim. (Tahliller Eşref Edip)</p>
<p>Bu nasıl bir adanmışlıktır!<br />
Bu nasıl kendini aşmışlıktır!<br />
Bu nasıl bir imandır Allah’ım!</p>
<p><strong>Şimdilerde:</strong><br />
Elli-altmış yıldır kâh cami kürsülerinden, kâh konferans salonlarından, kâh farklı farklı mahfillerden gençliğin derdi ile iki büklüm olan asrın bir başka dertlisinin, içi yanık hatibinin işareti ile, dünyanın dört bir tarafına sadece ve sadece Allah rızası için, insanlığın evrensel değerlerinin yaşanabilmesi için fedakarlık yapıp giden kutsiler topluluğunun ruhlarında peygamberlerin, büyük zâtların ruhlarındaki imandan, ihlastan, samimiyetten, fedakarlıktan ve aksiyondan maya olduğunu göstermiyor mu?</p>
<p>İşte iman edenler olarak yeryüzünde ne kadar az bir yer işgal ettiğimizin de farkında olarak, talihsiz gibi göründük ama O bizi talihliler tahtına oturttu. <em><strong>Bütün acz, fakr, kulluk sıfatlarımızı donanmış halde O’na yönelip dualar</strong></em> ediyoruz. O’na içimizi açıyor, sadece O’ndan yardım istiyoruz.</p>
<p>Allah’ım yaşadığımız şu ahir zamanda Sen bizlere tertemiz, Sana adanmış nesiller lütfet ki <em><strong>Senin Yüce İsmini ve resulünün gül kokulu namını</strong></em> dünyanın dört bir tarafına aşkla şevkle götürüp ahir zaman diliminde yeryüzünde yeniden bir bahar olmasını yeniden bir bayram yaşanmasını onların eliyle nasip eyle. <strong><em>Amin.</em></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/acz-makaminda-ona-dua/">Acz Makamında O’na Dua</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bana “Cafer’im” de Yeter</title>
		<link>https://hizmetten.com/bana-caferim-de-yeter/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Apr 2023 07:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız Kadir]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan kadir Gecesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=31337</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidâyetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim.” Davet eden Sen’din ya Rab, tembellik edip kapına gelemedik. Nimetleri üzerimizden yağdıran Sen’din ya Rab, kalpten gele gele&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bana-caferim-de-yeter/">Bana “Cafer’im” de Yeter</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidâyetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim.”</strong></em></p>
<p>Davet eden Sen’din ya Rab, tembellik edip kapına gelemedik. Nimetleri üzerimizden yağdıran Sen’din ya Rab, kalpten gele gele samimiyetle teşekkür edemedik. Varlıklar arasında bizleri kendine muhatap kabul ettin ama, bizler sana muhatap olmanın ne demek olduğunu bilemedik ve bunun hakkını veremedik. Bizleri kâinat sarayına sultan namzetleri olarak yarattın ama, bizler sürüngenler gibi (ki onların da bildiğimiz, bilemediğimiz kim bilir ne görevleri var) yerlerde pespaye sürünmeyi tercih ettik. Bizleri çok yüce maksatlar için yarattın, isim ve sıfatlarına ayna yaptın. Bizlerse o aynada yansıyan hikmetlerini, sanatlarını görmek yerine kendi fani varlığımıza bakmayı tercih ettik.</p>
<p>Biz nihayet insanız ve kuluz. Hata ederiz, unuturuz, yanılırız ama Sen’den başka gidecek kapı da bilmeyiz. Sen ki “<strong>Kapıma gelenleri boş çevirmekten haya ederim</strong>” dedin ey Rabb-i Rahimim. Ne kadar engin şefkat ve merhamet sahibisin, ne kadar da Halim’sin. Gerçekte sana karşı hayalı ve takvalı olması gereken bizler senin o yüce kapından yüz çevirmiş olmaktan korkarız. Geçici ve gerçekte değersiz olan dünyayı bir şey sanıp onun peşine düşmekten korkarız.</p>
<p>Nice mevsimler geldi geçti kutlu davetine gerçekten icabet edemedik. Nefsimizi bir türlü yenemedik. Regaip’le açtın rahmet kapılarını, biz girmesini bilemedik. Miraçla ötelere, yeni yeni ufuklara kanatlanmamızı istedin, ümitle dolduk, senin rahmetini hissettik. Beraatte ebedi beraati almanın ruhumuzda hasıl edeceği heyecanlarla sana yöneldik. Ramazan’la gönüllerimizin asude bir şafağa uyanmanın hazzını yaşayabilmesi için açılan rahmet kapısından içeriye girmeye niyet ettik. Sahurla uyandık, oruçla dirildik, iftarla ruhun sevincine şahit olduk. Teravihle, Ravza’da, nebilerin, sahabinin, kutsilerin arkasında saf tutuyor gibi olduk.</p>
<p>Bu mübarek ayda Kur’an ile içli dışlı olamasak da ona daha yakın buluyoruz kendimizi. Kur’an da o kadarcık yakınlığa bile cömertçe karşılık veriyor ve bize sırlarını, sınırlarını açıyor gibi geliyor. Kendisine kendini talebe olmayı kabul edenlere nice güzellikler bahşediyor. Nurdan sağanaklar gönderiyor kurak toprak misali yağmur gözleyenlere, şimşeklerin çakmasını, bulutların harekete geçmesini ve cömertçe yağmurunu boşaltmasını hasretle bekleyenlere. Biliyoruz biz o kutsi kelama tutunursak sen de bizi tutacaksın, bizi çöllerde perişan etmeyeceksin.</p>
<p>Çölleşen ruhlarımızı rahmetinle sula. Sararan hayatlarımızı ab-ı hayatla candandır. Biliyoruz kusurumuz çok, günahımız hadd-ü hesaba gelmez, isyanlarımız, nisyanlarımız denizlerdeki köpükler kadar çok ama, senin rahmetinden başka bir çıkış bilmiyoruz ve tüm çaresizlik ve aczimizle sana iltica ediyoruz. Çünkü sen “muhakkak ki rahmetim, gazabıma galebe çalmıştır” diyorsun. Senin rahmetinden başka rahmet mi var ki gidelim. Senin mağfiretinden başka mağfiret mi var ki onunla ebedi huzura erelim. Ne kadar dönüp dolaşsak ne kadar çareler arasak senden başka melce mi var ki gidelim.</p>
<p><strong>“İlâhî &#8216;abdüke&#8217;l &#8216;âsî etâkâ</strong><br />
<strong>Mükırran bi&#8217;z-zünûbi fe kad de&#8217;âkâ</strong><br />
<strong>Ve in tağfir fe ente ehlün lizâkâ</strong><br />
<strong>Ve in tetrud fe men yerham sivâkâ” </strong>(İbrahim Ethem)</p>
<p><strong>“Ey Allahım! Bu asi kulun sana geldi.</strong><br />
<strong>Günahını ikrar edip affı için dua ile geldi.</strong><br />
<strong>Mağfiret edersen ona, bu zaten şanındandır senin.</strong><br />
<strong>Eğer reddedersen onu, senden başka kim şefkat eder ona”</strong></p>
<p>Habibin (s.a.s.) vasıtasıyla Kur’an’da bizim gibi kulluğun hakkını verememişlere, şöyle bir müjde veriyorsun ya buna ne kadar da ümitlendik.</p>
<p>“<strong>Ey Muhammed de ki: Bizzat kendi aleyhlerine olarak (inançta) haddi aşan ve kendilerine verdiğim duygu, meleke ve kabiliyetleri boşa sarf eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Hiç şüphesiz O Gafur (günahları çok bağışlayan)dır, Rahîm (hususi rahmeti pek bol olandır) dır</strong>” (Zümer 53).</p>
<p>Bundandır ümitten kanatlarla geldik kapına, affını talep ediyoruz.</p>
<p>Kim bilir bu gece Zat-ı ecell-i Âlâna kullarından ne çok tahiyyeler, zikirler, hamdler, istiğfarlar yükselecek ve kim bilir sen onlara hesapsız mağfiretler, lütuflar, atiyyeler, hediyyeler ikram edeceksin. Bizim cürmümüzden başka neyimiz var ki sana sunalım ya Rab. Sen ki gökler, yerler kudret elinde olan biricik İlahsın. Ne olur günahlarımız senin affına ulaşmamıza engel olmasın. Bizim kusurlu varlığımız senin nimetlerine perde olmasın.</p>
<p>“Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, membalarını göster. Bizi makarr-ı saltanatına celb et. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb’îd ile tazip etme. Sana müştak ve müteşekkir şu mûtî raiyyetini başıboş bırakıp idam etme.”</p>
<p>Bizlere bir defacık bile olsa “<strong>kulum</strong>” desen bizler için ebedi mutluluk vesilesi olacak yâ Rab!</p>
<p>Halife Harun Reşit herkese ulûfe dağıtıyormuş. Çok sevdiği vezirine de sormuş “sen ne istersin” diye? O “hiçbir şey efendim” demiş. Halife, “Bugün ulûfe günüdür herkese bir şeyler verdim sana da vermek isterim” demiş ama o “Teşekkür ederim efendim” demekle yetinmiş. Halife de ısrar etmiş. “Malımın yarısını demiş, hepsini demiş. Ama vezir oralı bile olmamış. Halife son olarak “tahtımı bırakayım sana” demiş. Vezir yine tok gözlü bir tavırla; “Allah mübarek eylesin tahtınızı efendim, öyle şeylerde gözüm yok demiş. Ancak halife kararlı imiş ve son söz olarak; “Cafer, bugün benden mutlaka bir şey istemelisin” demiş. Vezir o zaman dile gelmiş ve “Öyleyse sizden bir şey istiyorum, bana bir defacık “Cafer’im” der misiniz? Çünkü bana Cafer’im derseniz, ben sizin olurum. Ben sizin olunca, sizin olan her şey benim de olur. İşte o bana yeter” demiş. Biz de diliyoruz ki bize bir <strong>“Kulum”</strong> desen varlığımızı aşkın bir ikram olur. Biz layık olmasak da razı olduğun kullar dairesinde girmeyi istiyoruz. Mülk senin, varlık senin; sen razı olursan bize yokluk mu olur? Sana kul olan perişan mı olur?</p>
<p>“<strong>Men bende şüdem bende şüdem bende şüdem</strong><br />
<strong>Men bende behaclet beser üfkende şüdem</strong><br />
<strong>Her bende şeved şâd ki âzâd şeved</strong><br />
<strong>Men şâd ezânem ki turâ bende şüdem”</strong></p>
<p><strong>Allah&#8217;ım; ben kul oldum, kul oldum, kul oldum,</strong><br />
<strong>Kulluktaki vazifemi yapamadığımdan utanarak başımı eğdim.</strong><br />
<strong>Her kul, kapısından azat olduğunda sevinir,</strong><br />
<strong>Bense ne zaman sana tam kul olursam o vakit şâd olurum. </strong>(Mevlâna)</p>
<p><strong>“Seninle aram tatlı olduktan sonra bütün hayat zehir olsa da önemi yok.</strong><br />
<strong>Sen yeter ki benden razı ol isterse bütün insanlar bana öfkeyle dolsun.</strong><br />
<strong>Yeter ki seninle benim aram iyi olsun. İsterse bütün âlemle benim aram harap olsun.</strong><br />
<strong>Senin sevginden bana bir şey ulaşırsa, gerisi boştur artık benim için.</strong><br />
<strong>Toprağın üstündeki her şey bir gün elbette toprak olacaktır.” </strong>(Rabiat’ül Adviyye)</p>
<p>Ey yüceler yücesi Rabbimiz! Bizlerin de tek isteği budur. Kapına geldik affını intizar ediyoruz. Razı olduğunu ifade eden o güzel kelimeyi, yani bütün kusur ve isyanlarımıza rağmen “kulum” demeni bu Kadir gecesinde hasretle bekliyoruz. Biz seni anmayı, seni zikretmeyi en güzel kulluk biliyoruz. Sana el açanların mahrum kalmayacağını da biliyoruz.</p>
<p><strong>“Ya Rab hamdini sözüme sertâc ettim, zikrini kalbime mi‘râc ettim, Kitâb’ını kendime minhâc (yol,meslek) ettim. Ben yoktum vâr ettin, varlığından haberdâr ettin, aşkınla gönlümü bî-karâr ettin. İnâyetine sığındım, kapına geldim. Hidâyetine sığındım lûtfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan, ben duyamam. Sen söyletmezsen, ben söyleyemem. Sen sevdirmezsen, ben sevemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. </strong><strong>Sevdin Habîbini, kâinata sevdirdin. Sevdin de hıl‘at-i risâleti giydirdin. Makâm-ı İbrâhim’den Makâm-ı Mahmûd’a erdirdin. Server-i asfiyâ kıldın. Hâtem-i enbiyâ kıldın. Muhammed Mustafâ kıldın. </strong><strong>Salât ü selâm, tahıyyet ü ikrâm, her türlü ihtirâm O’na, O’nun âline, ashâbına ve etbâına yâ Râb!”</strong> (Elmalılı Hamdi Yazır)</p>
<p>“Allah’ım sen affedicisin affetmeyi seversin bizleri de affet.”</p>
<p><strong>Kabul buyur yâ Râb!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bana-caferim-de-yeter/">Bana “Cafer’im” de Yeter</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Kâğıt Her Şeyden Değerli</title>
		<link>https://hizmetten.com/bu-kagit-her-seyden-degerli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2023 07:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Kâğıt Her Şeyden Değerli]]></category>
		<category><![CDATA[Maşa Ana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yazımızda geçen “Teşekkürü bana değil, seni bana gösteren ve seni davet etme fikrini kalbime veren Rabbimize teşekkür et” sözleri bir okurumuz Faruk Bey’i çok etkilemiş ve Türkiye’nin kuzeyinde soğuk&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-kagit-her-seyden-degerli/">Bu Kâğıt Her Şeyden Değerli</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yazımızda geçen “<strong>Teşekkürü bana değil</strong>, seni bana gösteren ve seni davet etme fikrini kalbime veren <strong>Rabbimize teşekkür et</strong>” sözleri bir okurumuz Faruk Bey’i çok etkilemiş ve Türkiye’nin kuzeyinde soğuk coğrafyalarda yaşadığı bir hadiseyi paylaşmak istemiş.</p>
<p>Üniversitede okurken, üniversitenin girişinde danışmada oturan yaşlı bir bayan vardı. Bizler üniversiteye gelip gittiğimizde kapıdan içeri girerken kendisine selam verir, halini hatırını sorardık. Biz bu bayanı bizim kültürden biri diye düşünüyorduk, bu yüzden bir gün bir yakınlık vesilesi olsun diye: “Nine biz Türkiye’den geldik, aynı kültürün evlatlarıyız” demiştik. Ama o “Evlat ben Rus’um” deyince biraz şaşırmıştık. Hem Rusçayı hem de yerel dili çok iyi konuşuyordu. Biz başka ihtimaller ararken kadın devam etmişti. “<strong>Sandığınız gibi değil, benim annem de babam da Rus.</strong>”</p>
<p>Biz 16 arkadaş, üniversiteden mezun olduğumuzda aynı üniversitede Türkçe bölümü açıldı ve ben Türkçe derslerine girmeye başladım. Bu arada yaşlı Rus bayan görünmez olmuştu. Biz emekli oldu diye düşündük. Bir yıl kadar sonraydı, üniversite durağında o Rus bayanı görünce heyecanlandım. Ellerinde çantalar evine doğru yönelmişti. Hemen yaklaştım, selam verdim. Gözleri pek iyi görmüyordu, beni tanımadı ama “<strong>Oğlum bana selam verdin, beni sahiplendin ya. Bu çok güzel. Sizler bizim gençler gibi değilsiniz. Ben sizleri hiç unutmadım.</strong>” Ben bu arada çantaları alıp taşımaya başladım. “Zahmet etme oğlum” dese de ben “Zahmet olur mu hiç, peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) yaşlılara yardım etmeyi tavsiye ediyor. <strong>Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa belalar üzerinize sel gibi yağardı</strong>, buyuruyor. Bu yüzden sizin için ne yapsam az olur.”</p>
<p>Çantalar gerçekten ağırdı. Neyse ki evi çok uzak değilmiş. Ağır adımlarla eve ulaştık. Ben çantaları kapının önüne bıraktım, o gözleri dolu dolu bana dualar etti.</p>
<p>Aradan sekiz dokuz ay geçmişti. Ben yine aynı durakta yaşlı bayanı gördüm. Yine selam verdim, halini hatırını sordum. Çok memnun oldu. Gözlerinden ameliyat olmuş. Hastaneden yeni çıkmış. Hastanede iken beni düşünmüş. Nerede olduğumu merak etmiş. Bu sefer duygulanma sırası bende idi ama kendimi kaptırmadım tabi.</p>
<p>O gün <strong>8 Mart</strong> idi. Üniversite, Kadınlar Günü programın onu davet etmiş. Ben nasıl olduysa anlık bir refleksle elimi cebime attım. Cebimde 50 ruble vardı. Bir de bilet param. <strong>50 rubleyi kadının avucuna sıkıştırdım ve “Bu benim sana Dünya Kadınlar Günü hediyem olsun” deyiverdim</strong>.<strong> Yaşlı kadın ağlamaya başladı.</strong> Meğer üç günden beri ekmek alacak parası dahi kalmamış. Bana dualar etti, sarıldı, ne zaman istersem evine gelebileceğimi söyledi. Hiç tahmin etmediğim bu gelişmenin etkisi ile ben durağa doğru giderken yaşlı kadın da üniversiteye doğru ağır adımlarla ilerledi.</p>
<p>Ertesi gün saat 11.00’de dersim var sanıyordum. Bu yüzden erken gittim. Ama dersim 12.40’ta başlıyormuş. İki saatten fazla zamanım vardı. Ne yapabilirim diye düşünürken aklıma yaşlı Rus hanımefendi geldi. Beş dakika sonra kapıda idim. Kapıyı tıkladım, kendimi tanıttım. Güler yüzle açtı kapıyı. Bir iki hoş beşten sonra, “<strong>Sana ne kadar dua ettim bilmezsin, ama o parayı sana ödeyeceğim, borçlu kalmak istemem</strong>” <strong>dedi. Ben “Asla olmaz, o benim sana hediyem idi” deyince rahatladı</strong>. Ben ders için erken geldiğimi söyleyince gönlünü alabildiğine açtı ve “Ne demek evladım, evim müsait, masa var, çalışmanı burada yapabilirsin. İstirahat edeceksen işte kanepe, hiç çekinme” dedi. Sonra tabiri yerinde ise biraz dertleştik. Eşi vefat edeli yıllar olmuş. Yedi çocuğu varmış ama hiçbiri kendisini ziyaret etmiyormuş. “<strong>Özel günlerde dahi gelmezler mi?” diye sorunca yine gözleri doldu, bana sarıldı.</strong> “Hayır oğlum senin gösterdiğin şu sevgi dolu ilgiyi onlar göstermiyorlar.” Elli yaşındaki oğlu eşinden ayrılmış, yanına gelmiş. Yaşlı kadının aldığı az bir emekli parası da ona gidiyormuş.</p>
<p>İnsanda fıtri bir duygu demek ki, önceden hiç planlamış olmamama rağmen konu inanca geldi. Fazla vaktim de kalmamıştı ve ben o anda oluşan merakımı da gidermek için ona nasıl bir tanrıya inandığını sordum. <strong>Yaşlı Rus, “Bir olan tanrı” dedi</strong>. İsa (a.s.) O’nun peygamberi değil mi dedim, evet dedi. Buna sevindim ve biraz İsa (a.s.)’dan annesi Meryem validemizden bahsettim. İçi açıldı. Sonra Allah’ın dünya imtihanı için her devirde peygamber gönderdiğinden en son peygamberin de Hz. Muhammed (s.a.s.) olduğunu anlattım. Bana, “Onu peygamber olarak kabul etmem için ne yapmam gerek?” diye sorunca bir hayli heyecanlandım. İş doğrudan şehadet cümlesine gelmişti. Ben bir kâğıda kiril harfleriyle yazdım. Aldı, hece hece okumaya çalıştı. Sonra da “<strong>Bu kâğıtta yazılan şey benim için her şeyden değerli artık, şimdi bu yazıyı üzerimde taşıyacağım ve hep okuyacağım</strong>” dedi. “Allah’ım beni ne büyük bir şeye şahit tuttun! Bu nasıl bir lütuf bana. Şükürler olsun Rabbim sana!” dedim içimden! Evet, iman Allah’ın insanın içinde yaktığı nurdan başka nedir ki?</p>
<p>Anlattığına göre kendisi bir müslüman köyünde büyümüş. İsmi Maşa imiş, yani Maria’nın kısaltılmış hali. Orada komşu kadınlardan bazı dualar öğrenmiş. İlk öğrendiği cümle ise besmele imiş. Kendi ailesi gibi Hristiyan olanlar ona müslüman duası okuduğu için kızarlarmış ama o “Ben bu duayı okuyunca işim rast gidiyor.” dermiş. Konu buraya gelince benim dilimden “<strong>Öyleyse anacığım, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e komşu olmak için dua etsen</strong>” deyiverdim. Vakit epeyce azaldığı için öğle namazını da kılıp gideyim diye düşündüm. Hanımefendiden izin isteyip namaza durdum. O büyük bir ilgiyle beni izledi. Ben namazı bitirip yanına gittiğimde bana “<strong>Namaz gözlerime fer oldu, şimdi gözlerim daha bir aydınlık” </strong>dedi. Bu gerçekten farklı bir durumdu. Olayı Allah Resulü (s.a.s.)’in namaz gözümün nurudur ifadesi ile izah etmeye çalıştım. Bir çay içimlik vakti de masada değerlendirdikten sonra ben müsaade istedim. Bana “Oğlum eşine ve sana yün çorap örüp hediye edeyim” dedi.</p>
<p>Okula gittiğimde öğrencilerin beni aradıklarını öğrendim. Meğer onların da dersleri boş imiş ve saat 11.00’den beri beni bekliyorlarmış. Ancak kader farklı şeyler dilemişti.</p>
<p>Şimdilerde Maşa ana ile görüşmeye devam ediyoruz. Geçenlerde bir arkadaşım elime birkaç yüz ruble tutuşturup “Bunu Maşa anaya ver, bana dua etsin” demesi de çok güzeldi. Ben emaneti teslim edip arkadaşın selamını iletince çok duygulandı ve “<strong>Sizleri anmadığım, size dua etmediğim gün yok desem yalan olmaz</strong>” dedi.</p>
<p>Hayat düşündüklerinize, dertlendiklerinize göre şekil alır çoğu zaman. Belki de en büyük dualardan bir tanesidir dertlenmek, başkaları için ızdırap duymak, gaye-i hayalinin peşinde durmadan yürümek, samimiyetle muhtaç gönüllere el uzatmak. Allah için yaşamak yani. Hep O’nu zikretmek, O’nun ayetlerini tefekkür etmek, O’nu sevmek ve sevdirmek.</p>
<p>Çok yerde kar-kış olsa da kar çiçekleri açıyor işte, rahmet eseri olarak. Ümitsiz olmaya gerek var mı? Böyle samimi gönüllerle ne çiçekler açacak Allah’ın dilemesi ile. Önemli olan bu güzel halede yer alabilmek, o güzel renklerle renklenebilmek. İnsan bu niyet ve dertte olunca Rabbim ne baharlar lütfedecek.</p>
<p>Ve;</p>
<p>Siz gönlü deryalar kadar enginler! Karanlığa uzanan nurdan ellerinize, nefretten uzak sevgi yüklü dillerinize, Allah’ı görmese de Allah’ın kendisini gördüğünü bilme şuurunda bir hal olan samimiyetle bezenmiş hallerinize nice kalplerin nice kapıların açık olup sizi beklediğine şahit olacaksınız!</p>
<p><strong>Dünyanın güzel insanlara ihtiyacı var. Hem de çok!</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-kagit-her-seyden-degerli/">Bu Kâğıt Her Şeyden Değerli</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evlat, Tanışıyor muyuz?</title>
		<link>https://hizmetten.com/evlat-tanisiyor-muyuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 22:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Evlat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Tanışıyor muyuz?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Telaşlı bir gündü. Yoğunluk ve yorgunluk kendisini iyiden iyiye hissettirmiş, ruhum daralmış bir çıkış kapısı arıyordum. Bir anda sanki şimşek çakmış, tatlı bir rüzgâr esmişti ve aklıma güzel bir fikir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/evlat-tanisiyor-muyuz/">Evlat, Tanışıyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard">Telaşlı bir gündü. Yoğunluk ve yorgunluk kendisini iyiden iyiye hissettirmiş, ruhum daralmış bir çıkış kapısı arıyordum. Bir anda sanki şimşek çakmış, tatlı bir rüzgâr esmişti ve aklıma güzel bir fikir gelmişti. Eşim ve çocuklarımla birlikte bir lokantaya yemeğe gidebilirdik. Hem ailece biraz gezmiş hem de birlikte bir şeyler yemiş olurduk. Ben de bu arada hafakanlarımı biraz olsun dağıtmış olurdum.<b> Eve girer girmez, “Haydi herkes hazırsa bir yere yemeğe gidelim” deyince; iki oğlum, soluğu hazırlanmak için odalarında aldılar.</b> Bu arada eşimle gidilecek yer konusunda istişare ettik. Hazırlanmış halde yanımıza gelen çocuklar bizden farklı düşünüyorlardı. Sanayi lokantasında kalmıştı akılları.</p>
<p class="Standard">Gideceğimiz yer, küçük, şirin, çeşidi fazla olmayan, fakat lezzetli yemekleriyle, müşterilerini kendisine çeken bir sanayi lokantasıydı.<b> Sanayi lokantasına karar verilince, eşim, “Ben gelmeyeyim sen çocukları götür, onlar için bir değişiklik olur, ben de size tatlı yapayım dönünce çayla beraber yer içeriz” dedi.</b> Olaylar düşündüğümden farklı seyrediyordu.</p>
<p class="Standard">Bizim gençlerin mutlu konuşmaları arasında mekâna yaklaştığımızda tanıdığım bir esnaf arkadaşımı, Medet Bey’i gördüm. Ona birlikte yemek yemeği teklif ettim. Beni kırmadı. Lokantaya birlikte gittik. Çocuklar klasik siparişlerini verdiler, biz de kendimize göre bir şeyler istedik. Hem sohbet ediyor hem de yemeğimizi yiyorduk. Gençler de kendi aralarında muhabbet ediyorlardı. Benim yönüm dışarı doğru idi. <b>Bir ara gözüm camdan içeri bakan yaşlıca bir adama ilişti. Adam vitrinden yemeklere baktı ve hemen geri çekildi. </b>Ben bir anda irkildim ve Medet Bey’in de dışarıdaki adama bakmasını istedim. Sonra da ani bir kararla kapıdan yana oturan Medet Bey’e adamı içeri davet etmesini söyledim.</p>
<p>Yaşlı adam Medet Bey ile birlikte içeri girerken ben hemen kalkıp onu karşıladım ve yan masaya davet edip; “Amcacığım müsaaden olursa size yemek ikramında bulunmak istiyorum” dedim. Adam utanarak, “Zahmet etmeseydin evlat” dedi. Ben “Estağfirullah, ne zahmeti amcacığım” dedim ve garsonu çağırıp, “Bey amca ne isterse ikram et ücretini ben takdim edeceğim” dedim. Az sonra yaşlı beyefendinin yemekleri de gelmişti, bizler de yemekleri bitirmiş çay faslına geçmiştik. Ancak benim aklım bu adamda kalmıştı. Medet Bey ve iki oğluma arabaya gitmelerini istedim ve yaşlı beyefendinin yanına oturmak için müsaade istedim. Adam olur anlamında başını öne eğdi. Zaten çok konuşacak durumda değildi. Ben selam verdim ve karşı sandalyeye oturdum. Adam biraz tedirgin halde; <b>“Evlat tanışıyor muyuz?”</b> deyince<b> ben “Hayır, sizi tanımıyorum” dedim.</b> Adam daha bir merakla;<b> “Öyle ise niçin beni davet ettin yemeğe?” diye sordu.</b> Bu sefer ben bütün sakinliğimi yüklenerek; “Amcacığım biz yemeğimizi yerken camdan sizi gördüm. Camdan yemek tezgahına bakıp hemen geri çekildiniz.<b> Şayet cebinizde az bir para olsaydı mutlaka içeri girer bir şeyler yerdiniz. </b>Ama siz yemek tezgahına baktıktan sonra başınızı sallayıp gerisin geriye döndünüz. Anladım ki o anda imkânınız yoktu.” Ben sözlerimi bitirmeden bir anda onunla göz göze geldik.<b> Adam derin bir iç çekti ve gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı.</b> Ben de duygulandım, ne diyeceğimi bilemedim ama merakımı yenemediğim için<b> “Allah&#8217;ım kimdir bu insan?”</b> diye içimden geçirdim.</p>
<p><b>Kaşık tabağın üzerinde kaldı. Adam sanki bir anda başka dünyalara daldı.</b> Belki maziye gidip; dostlarıyla, ailesiyle, arkadaşlarıyla buluşup, o günleri yeniden yaşıyor gibiydi. Elleri masanın üzerinde öylece kalırken dudakları da titremeye başladı. Bir şey söylemek istiyor fakat söyleyemiyordu. Ben kısa cümlelerle bir şeyler diyordum ama o beni duymuyordu. Gözünü benden kaçırmaya çalışıyor, tanımadığı birine sır vermek istemiyordu.</p>
<p>Ben de birkaç saniye içinde empati yapmaya, adamı anlamaya çalıştım. Kafamda sorular harman olmuştu. Kimdi bu insan? Ne iş yapardı? Ailesi, çoluk çocuğu var mıydı? Neredeydi onlar? Bu ara ben yeniden ortamı seslendirmek için “Amcacığım lütfen buyurun yemeğinizi yemeye devam edin” dedim. Biraz kendine gelir gibi oldu gözlerini tekrar sildi ve kaşığını yavaş yavaş çorba kasesine götürmeye başladı ve nihayet sessizce konuşmaya başladı.<b> “Evladım üç gündür doğru dürüst bir şey yemedim. Cebimde de hiç para yok. Ne yapayım bir ümit buraya geldim. Camdan bakmak da bir dua olurmuş meğer. Yemekleri görünce içim gitti ama kendimi aşıp da lokanta sahibinden isteyemedim. </b>Bu yemeği ikram ettiğin için sana çok teşekkür ederim” dedi. Ben <b>“Hayır hayır, bana teşekkür etme bey amca, seni buraya getiren, bana seni gösteren, kalbime seni davet etme fikri ve hissini veren Rabbimize teşekkür et amcacığım.</b> O anda seni görmeyebilirdim, görsem de davet etme fikri oluşmayabilirdi. Fakat her şeyi görüp gözeten, kalplerden geçen her şeyi bilen Rabbimiz senin ihtiyacını benimle görmek istedi herhalde.<b> Şükür O&#8217;na, minnet O&#8217;na”</b> dedim.</p>
<p>Adam bu ara tabağını temizlemişti. Çayını da yudumladıktan sonra çok teşekkür etti, dualar etti ve kalkarken<b> “Kaldı mı böyle insanlar” diye de mırıldandı. </b>Ben de dedim ki; “Amcacığım sizler bizim babamız, dedemiz yaşlarında olan insanlarsınız. Sizlere sahip çıkmak, bizlere hem bir vazife hem de bir şereftir. <b>Büyüklere vefa küçüklere vecibedir. Allah&#8217;ın rızasını kazanmaya bir vesiledir.</b> Öteler hesabına da bir yatırımdır. Biz sadece Allah rızasını gözetiriz.”</p>
<p>Canına can, kanına kan, yüzüne heyecan gelmişti. <b>Elimden tuttu gözlerimin içine baka baka o kadar güzel dualar etti ki ben de gönülden “âmin” dedim.</b> Sonra da selamlaşıp, vedalaştık o yaşlı beyefendi ile. Onun yüzündeki bir anlık da olsa gülümseme, gözlerindeki ışıltı bana çoktan yetmiş ve artmıştı bile. Adam kapıdan çıkıp uzaklaşırken ben de de arabaya doğru yürüdüm. Küçük bir şeyle de olsa insanları mutlu etmek ne kadar önemliymiş diye düşündüm.</p>
<p>Medet Bey, merak içinde “Onu tanıyor muydunuz deyince”, ben “Hayır” dedim. Medet Bey devam etti.<b> “O bir zamanlar bu civarın en varlıklı insanlarından birisiydi. İşleri kötüye gitti. Her şeyini kaybetti.</b> Ben de siz onunla konuşmaya gidince hatırladım o adam olduğunu” dedi.</p>
<p>Güneş gruba meyletmiş, ufku güzel bir kızıllık kaplamıştı. Arabayı çalıştırıp, yola revan olduk.</p>
<p class="Standard">Bir an derin bir sessizlik oldu. Çocuklar da konuşmuyordu. O sessizlik aldı beni bir anda on dört asır öncesine götürdü. İnsani değerlerin en üst seviyede yaşandığı döneme. Empatinin lafının yapıldığı değil, icraatının yaşandığı devre. Sevginin, saygının, paylaşmanın samimi duygularla yaşandığı kutlu bir devre.<b> İçte derinleşme ve yükselme dönemi.</b> İyilik yapmak için çaba sarfedilen bir devre.<b> Rabbimizi nasıl memnun ederiz diye fırsatların en üst seviyede değerlendirildiği bir devre.</b> Hayırda yarış yapıldığı, gösterişin sırra kadem bastığı bir devre. Mizan’da hangi amel ağır basacak bilemeyiz. Hiçbir iyiliği küçük göremeyiz. <b>Bazen bir çömlek yoğurt, Süleymaniye camisinden ağır gelebilir mizanda. </b>Bir yetimin başını okşamak, muhtaç birisine ikramda bulunmak, bir gencin okuması için elinden geleni yapmak, bir muhacirle evini, bahçeni paylaşmak, ümidini yitirmek üzere olan birisine ümit kaynağı olmak&#8230;</p>
<p><b>Ne kadar da özlemişiz bu hasletleri!</b></p>
<p>Hani bir gün Allah Resulü (sav) mescitte iken yanına biri gelmiş ve kaç günden beri yiyecek bir şey bulamadığını, çok aç olduğunu söyleyivermişti. Bundan çok etkilenen şefkat peygamberi, etrafına bakmış ve o garibin karnını doyuracak birini aramıştı. Ancak o an mescitte elinde avucunda bir şeyler olan kimse yoktu.<b> Neden sonra Ebu Talha ayağa kalkmış ve “Ya Resulallah onu ben misafir edeyim” demişti. </b>Ancak onun evinde de akşam çocukların içeceği az bir çorbadan başka bir şey yoktu. Eve gidince hanımı ile konuştu. Çocukları uyutmasını istedi ve küçük bir plan yaptı. Buna göre sofraya bir kâse çorba gelince, <b>hanımı yanlışlıkla mumu söndürecekti ve Ebu Talha da yiyor gibi yapıp bütün çorbayı misafirin yemesini sağlayacaktı.</b></p>
<p>Ebu Talha ve misafiri sabah namazında Allah Resulünün arkasında yerlerini aldılar. Namazdan sonra Allah Resulü (sav) yüzünü cemaate döndü, sonra da gözleri ile Ebu Talha ve misafirini arayarak sordu: <b>“Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda şu âyet (Haşr, 59/9) nazil oldu: “Kendileri sıkıntı içinde bulunsalar dahi başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.”</b></p>
<p>Hiç kimsenin görmediği bir yerde Allah’ın takdir edeceği, meleklerin imreneceği bir tavır sergilemek ne büyük bir güzellikti.<b> Efendimiz (sav)’in yer yer uğradığı o nasıl kutlu bir hanedir ki, orada Ebu Talha ile beraber eşi Ümmü Süleym fedakarlığın zirvesini yaşıyorlar ve</b> ötelere hazırlık için adeta yarışıyorlardı ve kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlerin gönüllerine iyilik yapma tohumları saçıyorlardı.</p>
<p>Bundan dolayıdır ki, bu günlerde<b> binlerce, on binlerce, yüz binlerce Ebu Talha ve Ümmü Süleym ruhu taşıyanlar; </b>muhacir kardeşlerini evlerinde barındırıyor, onlara sahip çıkıyor, yalnızları, kimsesizleri, garipleri, yolcuları düşünüyor; onlara Allah rızası için kol kanat germeye gayret ediyorlar.</p>
<p><b>Yaklaşmakta olan Ramazan ayının manevi atmosferinden âzamî derecede istifade etme ve yeni yeni açılımlara vesile olması duası ile.</b><b> </b></p>
<p class="Standard">m.yildiz@hizmetten.com</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/evlat-tanisiyor-muyuz/">Evlat, Tanışıyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Piyanist</title>
		<link>https://hizmetten.com/piyanist/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2023 11:08:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Piyanist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30077</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Son kez soruyorum” dedi salonu dolduran yüzlerce insana hitaben. Fakat beklenildiği gibi kimse ilgi göstermemişti bu çağrıya. “100 $’a bırakıyorum” demişti cümlenin sonunda. 100 $ çok bir para değildi salondakiler&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/piyanist/">Piyanist</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Son kez soruyorum” dedi salonu dolduran yüzlerce insana hitaben. Fakat beklenildiği gibi kimse ilgi göstermemişti bu çağrıya. “100 $’a bırakıyorum” demişti cümlenin sonunda. 100 $ çok bir para değildi salondakiler için ama en ufak bir kıpırdama bile olmadı.</p>
<p>Derken ön sıralarda oturan başına beyaz alevler düşmüş bakımlı ve iyi giyimli bir beyefendi kalktı ve “<strong>Bir teklifim var” dedi</strong>.  Bir anda bütün gözler o beyefendiye döndü. Münadi de merak içinde ona baktı.</p>
<p>Bazen bir söz, bir davranış, dikkatleri farklı bir tarafa çekebiliyordu. Belli ki güngörmüş biriydi. Belli ki çözümlerin sessiz kaldığı yerlerde kendini gösteren biriydi. Halin harekete dönüşmesi gerektiği zamanlarda var olan biriydi. Sesinin ipekliği ve naifliği, bakışlarındaki derinliği gerçekten etkileyici idi. Mevlana’nın dediği gibi: “<strong>Gerek yok her sözü laf ile beyana, bir bakış bin söz eder bakıştan anlayana.”</strong> Bu asrın Mevlana’sına göre de <strong>“Bakışın yettiği yerde söz israf-ı kelamdır.”</strong> Ama o, sözün gerektiği yerde idi şimdi.</p>
<p>Duruşu asalet olan o adam, önce salondakileri kısa bir süzdü. Belki onlar da tecrübeleri ile böyle sürpriz durumlara alışık idiler belki de gerçekten cidden çok merak içinde idiler. Gözler onda idi.</p>
<p>İnsan ne kadar da muamma bir varlık. Alex Karel’in dediği gibi insan denen meçhul. Duruşu, bakışı, edası, susması, konuşması, düşünmesi, jest ve mimikleri ile sırlı bir varlık. Bazen sesindeki tonlamadan onlarca mana bazen gözündeki halden onlarca dünya çıkar. Nasıl tepki vereceğini çoğu zaman kestiremezsin. İstesen de söz ve davranışları arasındaki münasebeti çözemezsin. <strong>Ta ki ona dokununcaya, onu hissedinceye kadar.</strong></p>
<p>Klasik bir piyanonun 88’den fazla tuşu, bir kanunun 78’den fazla teli var ama onlar bu sayılardan çok daha fazla sese sahiptir. Tuşlar ve teller arasındaki ahengi yakalamaktır önemli olan. <strong>Piyanonun bir tuşu tek başına işe yaramaz, onu sanat yapacak olan başka dokunuşlar gerek.</strong> Bunu bilen sanatkarın elinde o sesler olağanüstü bir müziğe dönüşecek. O zaman gör sen o piyanoya kimler ne değerler verecek. Sanat da sanatkardan dolayı kıymet kazanmaz mı? bazen basit bir ağaç parçası bir sanatkarın elinde şaheser olmaz mı? <strong>İnce bir ruhtan fışkıran nameler akar akar da gönül tellerinde ne inanılmaz bestelerde kafiyeye durur.</strong></p>
<p>Beyefendi salonda piyanoya doğru ilerledi. Sonra dönüp “Müsaade eder misiniz size bir parça çalayım” dedi. Salon birden alkışa boğuldu. Ağır adımlarla, imrendirici edasıyla piyanonun başına geçti ve alt perdeden dokundu tuşlara. Müzikle birlikte gözlerde pırıltılar, yüreklerde heyecanlar da hareketlendi. Kimi gözyaşlarını elinin tersi ile silmeye kimi yanındakine sessizce duygusunu ifade etmeye başladı.</p>
<p><strong>Meğer birkaç dakika içerisinde neler değişebiliyormuş. </strong></p>
<p>Perişanım bugün cânâ perişan olmayan bilmez</p>
<p>Cevahir kadrini cevher-fürûşan olmayan bilmez. (Alvarlı Efe Hazretleri)</p>
<p>Altının kıymetini sarraf bilir. Elin ayarı, gözün kararı vardır. Bunu herkes fark edemez.</p>
<p>Elini piyanonun tuşlarından çeken beyefendi münadiye dönerek; “<strong>Teklifini bir kez daha yinele istersen” deyiverdi</strong>. Münadi bu istek üzere son teklifini yeniden gündeme getirdi.</p>
<p>“Evet piyanoyu 100 $’a satışa sunuyorum. Bu sefer salonda ciddi bir hareketlenme oldu. Art arda artışlar gelmeye başladı. 500, 1000, 3000, 5000 ve nihayet <strong>piyano 10.000 $’a satıldı.</strong></p>
<p>Ne oldu da herkes bir anda ilgi gösterdi piyanoya? <strong>Bir sanatkarın eli değmişti.</strong> Sessiz sessiz duran piyano konuşmaya başlamıştı. Notasını bulan sesler, sanata dönüşmüştü. Bu değil mi zaten hayattaki başarılar da. İnsanlar böyle değil mi? <strong>Notasını bulana kadar sessizlik içinde değil midir? </strong>Bir sanatkâr yüreğine denk gelmek en büyük nimet değil midir insan için?</p>
<p><strong>İnsan da iyiliklerle çoğalır nihayet&#8230;</strong></p>
<p>Hani bir bilgenin bir köpeği varmış. Bir süre sonra bir köpek daha almış. Talebesi “Bir köpek yetmiyor mu ki ikincisini de aldın?” diye sormuş bilge zata. Bilge başını kaldırmış talebesine bakmış ve ona çok güzel bir ders vermiş. “İki köpeğin evimizi daha iyi koruyacağı düşüncesindeyim. Birbirlerine arkadaş olurlar, kuvvet olurlar. <strong>Bazen de birbirleriyle mücadele ederler.</strong> Ben de onların mücadele edişlerini seyrederim kendimce.” Talebesi bir soru daha sormak istemiş o da “olur sor” demiş.</p>
<p>“Köpeklerin biri siyah bir beyaz, bunun özel bir nedeni var mı?” Bilge gülmüş. “Bu renklerin birisi iyiliği, birisi kötülüğü temsil eder. İçimdeki iyilik ve kötülük duygularının mücadelesini görürüm onlarda. Onlar mücadele ederken ben içimdeki iyilik ve kötülük duygusunun mücadelesine şahit olurum. Yani insan içinde var olan <strong>nefis ve vicdan birbiri ile hep mücadele halindedir. </strong></p>
<p>“Peki bu mücadeleden hangi renk galip gelir?”</p>
<p><strong>“Hangisini daha iyi beslersem.” </strong></p>
<p>Bir tarafta benliğimiz, duygularımız, ailemiz, inandıklarımız, okuduklarımız, çevremiz, diğer tarafta dostlarımız, sorumlu olduklarımız. Ne çok şey var ilgi alanımızda. Hepsi de bizden ilgi bekler. Hepsi de bizimle beraber. Siyah ve beyaz. İki dünya. Gece ve gündüz. İki döngü. Biri birini tamamlıyor. Ama tercih önemli değil mi? <strong>Sen beyaz olanı besle, ışığı yani.</strong> Karanlık uyumak için değil mi? Hadi sen ışığı al yürü, gölgen ister gelsin ister gelmesin ardından. Sakın sahip olduklarını heba etme. Her şeyi yerli yerinde kullan. Çıkması gereken yerde çıkan ses, piyanoya değer katar. Susması gereken yerde susmayan değerden düşer.</p>
<p>Tutalım ellerimizden, tutalım gönüllerimizden. Şefkatle, merhametle dokunalım hayatlarımıza. Bakmaya gerek var mı karanlıklarımıza? İlgiyle yaşayalım, bilgi ile doğalım, sevgiyle bahar olalım. <strong>Göreceksiniz çevreniz kısa süre içerisinde gülistana dönecek.</strong></p>
<p>Bakın ne güzellikler var içimizde. Keşfedelim kendimizi. Ne sesler ne nameler var ruhumuzda. Ama hepsini biz bulamayabiliriz. O zaman dostlar, canlar girmeli devreye. Bulmalı o notaları ve çıkarmalı gün yüzüne. Böyle bakmalı hayata böyle akmalı gönüllere. “Sende ne cevherler var ne olur bakıp geçme” demeli. Bir suçlunun başına ödüller koyan insanoğlu, böyle cevherler için varlıklar harcamaya değmez mi?</p>
<p><strong>Paradokslar içinde insan&#8230;</strong></p>
<p>Adam çok umursamıyordu çocuklarını. Anne de elinden geleni yapıyordu ama onun işi gücü başından aşkındı. Nihayet biri okudu, güzel mevkilere geldi. Diğeri ise işsiz gücüz bir serseri oldu. Okuyan her ne olursa olsun annesini dinliyor, ona yardımcı oluyor, onu mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu. Hayat devam ediyordu. Kimi zaman her ikisine de sorduklarında “Nasıl bu hale geldin?” diye, mutlu olan “<strong>Ailem sayesinde”</strong> der, diğeri de “Babamın durumunu biliyorsunuz” derdi. Gerçekte ise birine bir el bir gönül değmişti, güzel bir el, güzel bir gönül. Onu almış işlemiş, notaları yer yerine koymuştu. Ama diğeri bundan mahrum olmuştu da bir beste halinde arzı endam edememişti.</p>
<p>Bizler hayat yolcularıyız. Ses vermeden gitmek olmaz. Beyazı karadan ayırt etmeden yürümek olmaz. Güzel yüreklerle, sevgi dolu iklimlerde ıslanmadan olmaz. Verelim kendimizi en güzel baharlara. Söyleyelim en güzel şiirleri gürül gürül çağlayanlara. <strong>Dokunalım en güzel besteler için piyanonun tuşlarına.</strong></p>
<p><em>m.yildiz@hizmetten.com</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/piyanist/">Piyanist</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
