<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet Macit, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/author/ismetmacit/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Apr 2025 14:45:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>İsmet Macit, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<link>https://hizmetten.com/author/ismetmacit/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Washington’da Efendimiz’in (sav) Gölgesinde</title>
		<link>https://hizmetten.com/washingtonda-efendimizin-sav-golgesinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2025 14:45:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ümit bazen bir programın kanadında gelip tıklatır buğulu pencereleri. Şöyle elinle silince görürsün aşk şevk taşıyan ümidin tebessüm eden yüzünü… Takvimlerin sıradanlığına, monotonluğuna, yoran ağırlığına mahkûm olmadığı günler vardır. Adı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/washingtonda-efendimizin-sav-golgesinde/">Washington’da Efendimiz’in (sav) Gölgesinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ümit bazen bir programın kanadında gelip tıklatır buğulu pencereleri. Şöyle elinle silince görürsün aşk şevk taşıyan ümidin tebessüm eden yüzünü…</p>
<p>Takvimlerin sıradanlığına, monotonluğuna, yoran ağırlığına mahkûm olmadığı günler vardır. Adı pazardır o günün ama üzerine başka bir takvim serilir; yaşlı bir ağacın gövdesine yapılan aşı gibi tap taze fideler verir.</p>
<p>Takvim yapraklarında 20 Nisan yazar ama birilerinin kalbi elinde yüzyıllar ötesinde gerçekleşen bir doğumun heyecanını taşırlar bulundukları asra,  yaşadıkları beldelere. Mahzun Nebî’nin doğduğu günü vesile ederek Sonsuz Nur’dan şu zamana yansıyan ışığa ayna olur genç yürekler..</p>
<p>İşte bu yılın o gününde, Virginia’nın taze yeşilliğine sığınmış, henüz süslü elbiseler içinde gelen bir bahar mevsiminde, Washington’un kalbinde, yalnızca bir program değil, bir Asr-ı Saadet yaşandı, esintisi gönül pencerelerini tıklatan.</p>
<p>Bir müessesenin salonunun dört duvarı arasına sıkışmış değildi o anlar. Gökyüzünün altına yayılmış bir vefaydı bu. Hizmet hareketinin yıllar önce düzenlediği “Ebedî Risalet Sempozyumları”ndan izler taşıyordu, evet. Ama bu defa bir şey daha vardı; salona girildiği anda ciğerlere dolan… Bu defa organizasyonu gençler yapıyordu. Bu defa söz alanlar, Efendimizi (sav) anlatan O’nun (sav) genç ümmeti idi. Evet gençler… hayatın başında olan ama yürekleri asırlık çileyle yoğrulmuş gençler. On iki genç altı ay boyunca her biri, Efendimiz’in (sav) bir yönüne tutundu, o yönü içlerinde taşıdı, büyüttü ve o gün, elleriyle insanlığın önüne bıraktılar.</p>
<p>Sahneye muhabbetle, O’na (sav) duyulan aşkla kanatlandılar.  Konuşmadılar sadece; yüreklerini açtılar. Yaptıkları sunumun ardında, onların hazırlık yaparken  titreyen parmaklarını, mazlum yürekle yaptıkları içli dualarını, gecenin sessizliğinde ezberlenmiş bir sevda görünüyordu. Kadınıyla erkeğiyle, sesleri bazen fısıltı,  bazen dua, bazen bir sükût kadar yüceydi. “Efendimiz” (sav) derken gözleri doluyordu ama bu, sadece bir duygunun kabarması değildi. Bu, o kutlu Elçiye (sav) duyulan derin aşkın, yitik bir zamanda yeniden kavuşmanın, bugünün karanlığında bir yıldız gibi parlayan geçmişe özlemin gözyaşıydı. Zor asrın kahraman gençleri çabaları ile “medet ya Rasülallah” dediler o akşam yeryüzünün tüm mağdurlarının dualarını avuçlarına alarak.</p>
<p>Henüz yirmili yaşlarının başında, Medine sokaklarında bir iyilik devrimini omuzlayan o zarif ve rikkatli sahabe Hz. Mus’ab gibi… Annesinin servetini, gençliğin sarhoşluğunu, Mekkeli aristokrat kimliğini ardında bırakıp sadece bir çağrıya cesaretle yürüyen delikanlı Hz. Musab (ra) gibi.. Washington’daki gençler, o gün sanki Mus’ab’ın kokusunu taşıyorlardı. Onlar da birer Medine elçisiydiler. Ellerinde zırh yoktu ama kalplerinde alev alev bir sevda vardı. Her biri, zamanın karanlığına gömülen umutları tek tek çıkarıyor, üzerindeki toprağı üfleyip hayata döndürüyorlardı.</p>
<p>Ama yalnızca Mus’ab değildi sahnedeki gençleri hatırlatan… Orada, gözlerinden yaşlar süzülen hanım kızların iç çekişlerinde, Hz. Sümeyye’nin Mekke vadilerinde yankılanan iniltisi duyuluyordu. Boynuna dolanan ipten değil, Allah’a olan sadakatinden güç alan ilk kadın şehidin izleri, o sahnede yankılandı. Onlar da korkmadılar. Onlar da susturulamadılar. Çünkü hakikatin çığlığı, her çağda kadının sesinden yankılanır çağlar ötesine…</p>
<p>Salondaydı Hz. Esma’nın asaleti.</p>
<p>Mekke’nin karanlık sokaklarında babasının Efendimizle (sav) hicretine yardım eden ve geleceğe taşıyan kadın… Sırtında sadece yük değil, davet taşıyan genç kızların Türkçe İngilizce Efendimizi (sav) anlatmalarını görmeliydiniz. Kanat çırparak geldiler sahneye ve O’nun (sav) asrına süzülüp Mekke’nin Medine’nin gül kokusunu taşıdılar bu asra… Hira’nın nurunu, Sevr’in emniyetini getirdiler salona… Onlar da konuşurken yalnız kelimeleri değil, bir çağın yükünü taşıyorlardı omuzlarında. Sözleriyle bağırmıyorlardı; ama her kelimeleri bir dağ gibi yükseliyordu. Çünkü iman, sesin yüksekliğiyle değil, kalbin derinliğiyle duyulmaz mıydı?</p>
<p>Ve salondaki yüzler… Onlar da sessizce konuşuyordu. Ömrü hicretle geçen bir babanın bakışı, evladını geceler boyu dua ile büyütmüş bir annenin titreyen dudakları… Her biri o gençlerle birlikte sahnedeydi sanki. O gün orada, yalnızca bir program icra edilmedi; bir zamanın yükü, bir neslin duası, bir hareketin geleceğe dair inadı dile geldi.</p>
<p>Kimi sahabeler gece yatağa girerken Efendimiz’in (sav) bir sözüyle uyanırlardı ya… Kimi gündüz susarken bile onun adıyla konuşurlardı hani… Enes bin Malik (ra) mesela… On yaşında bir çocukken annesi onu Efendimize (sav) emanet etmişti: “Ey Allah’ın Resûlü, işte oğlum… Sana hizmet etsin.” O çocuk, on yıl boyunca hizmet etti. Ne bir azarlama duydu ne bir kırılma yaşadı. Ama her gün biraz daha büyüdü, her gün biraz daha adam oldu. İşte bugün de, dünyanın bir başka ucunda başka anneler, başka Enes’leri Efendimiz’in (sav) izine sürüyor. Ve bu gençler, adımlarını sessizce onun gölgesine basıyor.</p>
<p>Efendimiz’in (sav) hayatı gibi… Zorlukların içinde doğan, baskının ortasında yeşeren, yalnızlığın içinden çoğalan bir hayat gibi. Her bir sunumda, sanki sahabenin adımları yankılandı. Suffa’nın gölgesinden gelen ilim, Bedir’in sıcağından gelen sadakat, Hira’nın karanlığından doğan nur, o salonda yeniden hayat buldu. Her cümle, sadece geçmişe değil, geleceğe de yazıldı.</p>
<p>Çünkü bugün, hizmet hareketi, tarihinin en çetin virajlarından geçiyor. Zaman, düşmanların adını yüksek sesle fısıldadığı, dostların ise suskunlaştığı bir zaman. Hakkında kara tablolar çizilen, yokluğa mahkûm edilmeye çalışılan, “bitti” denilen bir hareketin tam ortasında bu gençler bir cümle gibi yükseldiler: “Bitmedik.” Ve ardından bir başka cümle: “Yeniden başlıyoruz… Bizden kim usanası ki bir her gün yeniden doğarız.”</p>
<p>Onlar, sadece bir sempozyum hazırlamadılar. Küllerinden doğmayı bekleyen bir inancın altına ümit tohumları serptiler. Her biri, kırılmış bir dalın ucundaki tomurcuktu. Rüzgârın yönünü değiştiremeyebilirlerdi belki ama, o rüzgârın ortasında yelkenlerini nasıl kullanacaklarını öğrenmişlerdi. Gece ne kadar koyuysa, yıldız o kadar parlaktır ya işte o gençler, gecenin koyuluğunda parlayan yıldızlar gibiydi. Sadece yol göstermiyorlardı; yol oluyorlardı dertli bir sinenin “Nam-ı Celili” iniltisinden ilham alarak.</p>
<p>Bu sempozyum bir hatıra değildi; bir mektuptu. Henüz gelmemiş günlere yazılmış, gelecekte açılacak zarif bir mektup. “Biz buradaydık” diyen, “yıkılmadık” diyen, “unutmadık” diyen bir neslin imzasıydı bu. Ve belki en çok da şunu söylüyordu bu mektup: “Umut, hâlâ içimizde…”</p>
<p>Ve bahar gelir ve takvime değil, kalbe düşer. Bu bahar da öyle bir bahardı. Efendimiz’in (sav) adıyla yeşeren, hizmetin göğsünde tomurcuklanan, gözyaşıyla sulanmış, dua ile büyüyen bir bahar…</p>
<p>Evet, rüzgâr sert, evet gece uzun. Ama dertli Bahçıvanın gözyaşları ile suladığı tohumlar birer birer başını çıkarmaya başladılar.. ve salondakilerin sessizce ettiği, zindan sakinlerinin iniltilerle hapis duvarlarına astıkları duayı duydu yerin altondakiler de üstündekiler de: “Rabbim bu iyilik hareketini zayi etme.. Bizden öncekilerin bize tevdi ettiği bu emanete sahip çıkmayı nasip et, düşmanı çatlatacak dostları memnun edecek şekilde bir Tuba ağacı gibi dal budak salsın yeryüzüne…”</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-43586" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/Kutlu-Dopum-Sempozyim2-e1745591518386-615x700.jpg" alt="" width="615" height="700" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/Kutlu-Dopum-Sempozyim2-e1745591518386-615x700.jpg 615w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/Kutlu-Dopum-Sempozyim2-e1745591518386-768x874.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/Kutlu-Dopum-Sempozyim2-e1745591518386-585x665.jpg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/Kutlu-Dopum-Sempozyim2-e1745591518386.jpg 945w" sizes="(max-width: 615px) 100vw, 615px" /></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/washingtonda-efendimizin-sav-golgesinde/">Washington’da Efendimiz’in (sav) Gölgesinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Yolunda Ahirete Kanat Çırpmış Bir Ruh</title>
		<link>https://hizmetten.com/hizmet-yolunda-ahirete-kanat-cirpmis-bir-ruh/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 12:42:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43445</guid>

					<description><![CDATA[<p>(İki gün önce ailece telefonla görüştük. .. halleştik, dertleştik, kapattık… o görüşme bir veda imiş&#8230;) Bazı insanlar sessiz yaşar ama yürüdükleri yollarda derin izler bırakırlar. Öyle hayatlar vardır ki göz&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hizmet-yolunda-ahirete-kanat-cirpmis-bir-ruh/">Hizmet Yolunda Ahirete Kanat Çırpmış Bir Ruh</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>(İki gün önce ailece telefonla görüştük. .. halleştik, dertleştik, kapattık… o görüşme bir veda imiş&#8230;)</em></p>
<p>Bazı insanlar sessiz yaşar ama yürüdükleri yollarda derin izler bırakırlar. Öyle hayatlar vardır ki göz değmeden hizmet eder, alkış aramadan yük taşır ama vefat ettiğinde ardından belki melekler saf tutar da haberimiz olmaz. İşte o hayatlardan biri, zindandaki bir beyaz güvercinin sadık yoldaşıydı. Hasretleri zindan parmaklıklarına asılı vaziyette yıllarca sürmüştü.</p>
<p><em>“Gerçek sevgi, fedakârlığın ta kendisidir. Ve fedakârlık, kimi zaman sadece sabırla </em><em>susup beklemenin adı olur”</em></p>
<p>Bir ömür… İki yetimin başını okşayan anne eli, bir zindanın duvarına dayalı dua, bir zulmün sabır mayalı tanığı ama aynı zamanda bir infak eli bir dert ortağı bir mahrem dua kulesi birkaç gün önce geçirdiği bir trafik kazası sonrasında Konya’da vefat etti.</p>
<p><strong>Zindanı Sabırla Bekleyen Kadın</strong></p>
<p>Hayat arkadaşını, adaletin unuttuğu karanlık yıllarda, hücrenin soğuk duvarlarına teslim eden bu hanımefendi beklemekle kalmadı…</p>
<p>Beklerken yaşadı.<br />
Beklerken hizmet etti.<br />
Beklerken dua etti.<br />
Beklerken çocukları büyüdü…</p>
<p><em>“Sabır, zorluk karşısında dimdik ayakta kalmanın adı</em><em>”</em> değil miydi? Tevekkülün emniyetli kalesine sığınıp yıllarca mücadele etti zulümle ve hayatın zorluklarıyla. O, <em>“zindanın dışında ama zindanın içindeki eşiyle aynı secdeye kapanan”</em> bir yürekti. O, gurbette garip kalmış bir sabır dervişiydi. Çocuklarını hem annelikle hem babalıkla sarıp sarmalarken; başkalarının derdiyle ağlayabilen, bir telefonla seferber olan kendi sıkıntısını değil başkasının yükünü yük bilen bir hizmet neferiydi. <em>“İnsanın değeri, başkaları için yaptıklarıyla ölçülür”</em> sözünün yaşayan kristal heykeli gibiydi. Öyle ki, kendi adı bilinmesin ama ihtiyaç sahibinin kapısı çalınsın isterdi.</p>
<p><strong>Hizmet Yolunda Kanat Çırpmış Bir Ruh</strong></p>
<p>O, gürültüsüz hizmetin adı, gözyaşını yastığına damlatan ama gündüzleri başkasına tebessüm dağıtanlardandı. İffetiyle, vakar ve mahremiyetiyle, susarak öğretenlerdendi. Eşiyle yıllarca ayrı kaldı; kavuşma hayaliyle dualar etti. Dualar kabul oldu, kavuştular. Ama meğer vuslat, bir başka vuslata hazırlıkmış.</p>
<p><em>“Her insan bir yıldıza benzer, yeter ki karanlıkta parlasın.”</em> O, karanlıkta parlayan hizmet yıldızıydı.<em><br />
</em></p>
<p>Bir sabah, bir otomobil çarpmasıyla, yeryüzü onun nurunu kaybetti. Belki insanlar sustu, ama melekler şöyle dedi: <em>“Bu hanımefendi hizmet etti, sabretti, dua etti ve iffetiyle cennete yürüdü…”</em></p>
<p>Şimdi Göklerde Bir Beyaz Güvercin&#8230;</p>
<p>Eşi (dostum) zindanda beyaz bir güvercin olmuştu. Yıllarca mazlumluğun taş duvarlarında umut taşımıştı. Şimdi sıra ondaydı. O da artık bir beyaz güvercin olup cennete kanat çırptı (inşallah)..<em>“Gerçek aşk, vuslatla değil, ayrılıkta belli olur.”</em></p>
<p>Ardında iki yetim, dua eden binler ve mahşere kadar sürecek bir vefa hikâyesi bıraktı. O, hem eşinin sabır sınavıydı, hem çocuklarının cennet kokusu. Hem bu dünyada “fedakârlık” kelimesine yüklenen mana, hem de ahirette “hoş geldin” diye karşılanacak bir mümin hanımefendi…</p>
<p>Ey en çok örnek aldığımız, yaşıt olmamıza rağmen yaşatsına imrenip “abi” dediğimiz sınıf arkadaşımın biricik eşi, ablam. Eşin bize namaz kaldırırken sıklıkla Beyyine Suresi’ni okurdu:<br />
<em>“Rablerinin katındaki mükafatları, kıyılarından ırmaklar akan ebedi Adn cennetleridir, ebedidir onlar orada, Allah razı olmuştur onlardan ve onlar da razı olmuşlardır ondan; ve bu mükafat, Rabbinden korkanadır…”</em> İnşallah bu ayetlerin ışığında, Rabbinden, Rabbin senden razı bir şekilde cennete girersin…</p>
<p>Kıymetli dostum, başın sağ olsun! Acın acımızdır. Mekânı cennet olsun. Rabbim sana ve evlatlarına sabırlar versin!.. Rabbim sana ve evlatlarına sabırlar versin!..</p>
<p>Ve bil ki aziz kardeşim, Tarihin en ağır imtihanlarını yaşayan kalplerin sabrı, yalnız senin sabrına değil, senin gibi nice hizmet erlerinin de yoldaşıdır.</p>
<p>Kur’an şöyle der: <em>“Elbette biz sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele!”(Bakara, 155)</em> Bu ayet, sabrın sadece dayanmak değil; imtihan anında Allah’a güvenle yönelmenin en yüce hali olduğunu hatırlatır.</p>
<p>Efendimiz (sav), Hz. Hatice’yi kaybettiğinde, onun hatırasına olan sadakatini ömrü boyunca unutmadı. Hatta bir gün onun dostlarından biri eve geldiğinde, sadece sesini duyunca gözleri yaşla doldu. Bu, bir eşin diğerine duyduğu vefanın ne kadar kıymetli olduğunu gösteren bir örnektir.</p>
<p>Peygamberimiz şöyle buyurdu:<br />
<em>“Dünyada ve ahirette onun yerini hiçbir şey tutamaz. O, bana iman etti, insanlar inkâr ederken. O, bana malıyla destek oldu, herkes vermekten kaçınırken.”</em><br />
<em>(Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe)</em></p>
<p>Sevgili evlatlar, sizler de tıpkı Peygamber Efendimizin (sav) çocukları gibi, bir anneyle sınanan yürekler oldunuz. Hz. Fatıma annemiz, annesiz büyüdü ama Resûlullah’ın terbiyesiyle nurdan bir iz bıraktı. Siz de anneniz gibi sabırla büyüyecek, onun duasının meyvesi olacaksınız inşallah.</p>
<p>Sizler bu dünyada sabrın kitabını birlikte yazdınız. İnşallah öte dünyada da aynı cennetin gölgesinde kavuşursunuz. Sabredenler için vaat edilen müjde de bu değil midir?</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hizmet-yolunda-ahirete-kanat-cirpmis-bir-ruh/">Hizmet Yolunda Ahirete Kanat Çırpmış Bir Ruh</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğdun da Büyüdün Amma… Yaşamadın Sen</title>
		<link>https://hizmetten.com/dogdun-da-buyudun-amma-yasamadin-sen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 07:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ve bir gün, kötülüğün sarayları çökerken o yüksek duvarlar yıkılırken; Ebu Cehil’in mirası yerle bir olurken Sümeyra’nın çığlığı duyulacak şehirlerin sokaklarında. Zira bir çocuğun gözyaşı, kötülük imparatorluğunu yıkacak en sarsıcı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dogdun-da-buyudun-amma-yasamadin-sen/">Doğdun da Büyüdün Amma… Yaşamadın Sen</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ve bir gün, kötülüğün sarayları çökerken o yüksek duvarlar yıkılırken;</em></p>
<p><em>Ebu Cehil’in mirası yerle bir olurken Sümeyra’nın çığlığı duyulacak şehirlerin sokaklarında. Zira bir çocuğun gözyaşı, kötülük imparatorluğunu yıkacak en sarsıcı duadır</em> <em>ve onun uyanamadığı sabah, evrenin kalbine düşen en sarsıcı şikâyettir.</em></p>
<p>O sabah dünya döndü, gökyüzü masumdu. Güneş doğdu, insanlar kalktı, şehirler uyandı ama Sümeyra uyanmadı. Bir çocuk daha, sessizliğin koynunda sonsuzluğa yürüdü ve suskunluğa boğulmuş bir milletin kulaklarına ulaşamayan yokluğun boğucu sesi kaldı geriye.</p>
<p>Annesi cezaevindeydi Sümeyra’nın. Kardeşleri küçüktü, sorumlulukları büyük. On dört yaşındaydı. Ama bir ömrü, kırk yılın yorgunluğuyla taşıyordu.</p>
<p>Anne ve babasının zindana sürüklenmesinden beri çocuk değildi. Bir çocuğun boğazına sarılan devletin demir eli, onun omzuna kardeşlerini, sabah kahvaltılarını, geceleri ve korkuyu yüklemişti. O henüz ümidin ne olduğunu bilemeyecek yaştaydı <em>‘saçlarına yıldız düşecek’</em> yaşa erken ulaşmıştı.</p>
<p>Sümeyra, bu çağın Zeyneb’iydi. Ama bu çağda Yezid’in adı değişmişti ve o zihniyet bir makam koltuğundaydı artık… Kravatlıydı, imza atıyordu, basın açıklaması yapıyordu, <em>Kanun Hükmünde Boykot</em> kararlarına imza atıyordu. Zulüm eskiydi, sadece ambalajı yeniydi.</p>
<p>Kötülük, bu ülkenin gövdesine devlet formasıyla giydirildi. Devlet dediler, dosya getirdiler. Devlet dediler, bir gece ansızın geldiler. Devlet dediler, bir annenin çocuklarına vedasını dram değil, “güvenlik tedbiri” diye yazdılar. Bir çete, bürokrasiyi, adaleti, silahı, kamerası, dronu ve medyasıyla halkın üzerine çöktü.</p>
<p>Bozkırın masum evlatlarına bunlar reva görülürken o yiğitlerin komşuları akrabaları dizi filmlerine gözyaşı (!) döküyordu.</p>
<p>Evet…</p>
<p>Kimse bu zulme dur demedi.</p>
<p>Kimse bu kadarı fazla demedi.</p>
<p>Kimse bu çocuklara acımadı.</p>
<p>Ama tarih durmaz.</p>
<p>Ne Firavunlar, ne Nemrutlar, ne Ebu Cehiller sonsuza kadar hüküm sürdü.</p>
<p>Bir çocuk ağladı, bir Peygamber (sav) döndü ağıdın geldiği yöne…</p>
<p>Bir köle inledi, bir ayet indi semadan tüm taravetiyle.</p>
<p>Bir yetim sokağa bırakıldı, tam oradan bir medeniyet doğdu.</p>
<p>Asr-ı Saadet’in en karanlık gecelerinde, Ebu Cehil sabahlara kadar plan yaparken,</p>
<p>bir başka yerde, yetim Nebî(sav) gözlerini semaya kaldırıp şöyle dua ediyor ve:</p>
<p>“Beni kimseye bırakma Allah’ım…” diyerek inliyordu.</p>
<p>O Yetim büyüdü, dünyayı değiştirdi.</p>
<p>Ebu Cehil sustu, adı lanetle anıldı.</p>
<p>Kainata Nur Taşıyan o beşeriyetin medyun olduğu Masum (sav) konuştu, adı rahmetle anıldı yüzyıllarca.</p>
<p>Sümeyra, aynı yetim dualarını gönderdi göğe. Kardeşlerine anne olmuştu Sümeyra. Bez bağladı, çorba yaptı, geceleri masal anlattı. Ama kendi hikâyesi hiçbir zaman anlatılmadı. Kimse onun içinden geçen fısıltıları duymadı. Belki annesinin kokusunu özlediği için gitti.</p>
<p>Belki bu kadar kötülüğü taşımak istemediği için. Kelebek kanatlarını hayatın ağır yükü yırttı. Gövdesi toprağa gözyaşı gibi döküldü.</p>
<p>Ve o yalnız değildi.</p>
<p>Gazze’deki Reem’le aynı saatte ölmüştü belki.</p>
<p>Sincan’daki Uygur Ayşan’la aynı sabaha uyanmıştı.</p>
<p>Suriye’de, annesinin eteğinden ayrılmak istemeyen Omar’la aynı çığlığı atmıştı.</p>
<p>Ve o Ceylan’dı kör kurşunların kurbanı… yani o, bu coğrafyanın üzerine düşen ilk çocuk değildi. Ama her seferinde, ilk kezmiş gibi kanattı içimizi.</p>
<p>Tarihin tüm kötülükleri birbirine benzer.</p>
<p>Kıyafetleri, çağları, yöntemleri değişir ama niyetleri aynıdır:</p>
<p>Mazlumu susturmak.</p>
<p>Masumu korkutmak.</p>
<p>Çocukları yetim bırakmak.</p>
<p>Ve biz…</p>
<p>Bu ölümlerin, bu suskun çığlıkların, bu çocuklukları bir gül misali solduran ayazların önüne bir türlü geçemiyoruz. Ne kadar yazsak, anlatsak, haykırsak da… bir çocuğun uyanmadığı sabahı durduramıyoruz. Her şey elimizin arasından su gibi kayıyor. Çaresiziz. “Çaresizlerin Çaresi” Rabbimize iltica ediyoruz…</p>
<p>Ama yılgın değiliz. Bu bir yük ise kutsallığı kadar gayret edeceğiz ta ki adalet dünya çölüne ikindi yağmurları gibi yağana dek. Biliyoruz ki bir devrin sabahını gecede kaybolan Sümeyra’ların sesi getirecek. Ve biz bu karanlıkla boğuşurken, aynı zamanda adaletin şafağını aktif sabırla bekleyeceğiz!</p>
<p>Allah’ın adaleti, sadece mahkeme salonlarına sığmaz, gelir yetimin duasında gizlenir. Bir annenin zindanda yaptığı hıçkırıklı secdeye misafir olur.</p>
<p>Sümeyra artık yok.</p>
<p>Ama onun duası, onun çığlığı, onun yokluğu bizim vicdanımızda bir yara gibi duruyor. Bu yazı bir hikâye değil bir insanlık suçunun siyasetin kölesi savcılar tarafından hazırlanamayan fezlekesi olsun!..</p>
<p>Ve bir gün, kötülüğün sarayları çökerken o yüksek duvarlar yıkılırken;</p>
<p>Ebu Cehil’in mirası yerle bir olurken;</p>
<p>Sümeyra’nın çığlığı duyulacak şehirlerin sokaklarında.</p>
<p>O gün geldiğinde şöyle diyeceğiz:</p>
<p><em>Adalet, masum çocukların iniltisiyle geldi… Zira bir çocuğun gözyaşı, kötülük imparatorluğunu yıkacak en sarsıcı duadır</em> <em>ve onun uyanamadığı sabah, evrenin kalbine düşen en sarsıcı şikâyettir.</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dogdun-da-buyudun-amma-yasamadin-sen/">Doğdun da Büyüdün Amma… Yaşamadın Sen</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IJA: Sükutun Bağrındaki Feryat</title>
		<link>https://hizmetten.com/ija-sukutun-bagrindaki-feryat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2025 11:27:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[5 Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[IJA]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Basın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43354</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Zulüm, ekranların karartıldığı, kalemlerin susturulduğu noktada başlar” Zaman, hakikatin üzerine sis çökerttiğinde bir avuç insan kalır geriye. Ellerinde ne silah, ne ordu… Sadece bir kalem, bir ekran ve bir de&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ija-sukutun-bagrindaki-feryat/">IJA: Sükutun Bağrındaki Feryat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Zulüm, ekranların karartıldığı, kalemlerin susturulduğu noktada başlar”</p>
<p>Zaman, hakikatin üzerine sis çökerttiğinde bir avuç insan kalır geriye. Ellerinde ne silah, ne ordu… Sadece bir kalem, bir ekran ve bir de inat vardır: Gerçeği haykırma inadı. O kalemler bazen kırılır, ekranlar karartılır, sesler kısılır. Ama hakikat gizlenemez. Çünkü o, bazen bir cümlenin içine saklanır; bazen bir gözyaşının kenarına ilişir bazen bir tweet ile şehirlerin karanlık gecelerine ışık olup dökülür.</p>
<p>İşte bu yüzden International Journalists Association (IJA) sadece bir meslek örgütü değil, kalemleri sürgünde yeşeren bir vicdan ormanıdır. 2019’dan bu yana, dünyanın dört yanına savrulmuş gazetecilerin sesi, nefesi, umudu oldu. Ve şimdi, 5 Nisan’da Frankfurt’ta, o vicdan ormanı bir kez daha dile geliyor. Medyanın susturulduğu coğrafyalarda, sükûtun sesini delen çığlığı dünyaya duyurmak için bir program düzenliyor.</p>
<p><strong>Kalem: Bir Sükûtun Bağrındaki Feryat</strong><br />
Gazetecilik, çoğu zaman sadece haber vermek sanılır. Oysa bir haber bazen bir çocuğun kurtuluşudur, bazen bir annenin feryadının vicdan vadilerindeki yankısıdır! Kalem, hakikatin gönüllü neferidir. Kalem, bir savaş değildir; ama savaşları durdurur. Bir bayrak değildir; ama adaletin sancağıdır. Bir ilaç değildir; ama suskunluğu iyileştirir.</p>
<p>Bugün gazeteciler sadece yazarak değil, susmayarak direniyorlar. Çünkü biliyoruz ki sustuğumuz anda, karanlık daha çok cesaret bulur.</p>
<p><strong>Asr-ı Saadet’te Sözün Zırh Oluşu</strong><br />
Bu mücadele yeni değil. Asr-ı Saadet’te hakikat, kelamın gücüyle taşındı. O dönemin “medyası” olan şiir, hatiplik ve kıssa geleneği, İslam’ın sesi oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), şair Hassan bin Sabit’e şöyle buyurmuştu:</p>
<p>“Hassan, müşrikleri hicvet; Cibril seninledir.” (Buhârî, Meğâzî, 18)</p>
<p>Bu söz, kalemin yalnızca dünyevi değil, ilahi bir silah olduğunu gösterir. Hakikat, o günden bugüne, kalemle korunur. Ve her devirde zulme karşı duranların yanında bir melek misal insanlar mutlaka vardır.</p>
<p><strong>Ekran: Yeni Çağın Dili</strong><br />
Taş tabletlerden matbaaya, daktilolardan gazetelere… Ve şimdi: parmak uçlarımızda dönen dijital bir meydandayız. Ekran bu çağın zihni oldu.</p>
<p>Bir tweet, bazen bir çığlıktır. Bir video, bazen Hz Abbas’ın Huneyn’de dağılan orduyu toplayan sesidir. Bir paylaşım, susturulmuş bir kalemin yeniden doğuşudur. Ekran sadece bir araç değil; vicdanın aynasına yansıyan gün ışığıdır.</p>
<p><strong>Sürgün Kalemler, Ekranla Direniş</strong><br />
Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde gazetecilik yaptığı için hapsedilen, sürgün edilen, sevdiklerinden koparılan insanlar var. Onların yazdığı her kelime, aslında bir çığlık değil, bir duadır. Gazetecilik burada bitmez; tam burada başlar. Çünkü bir haber sadece “ne oldu?” sorusunu değil, “neden sustunuz?” sorusunu da sorar.</p>
<p>Bu noktada IJA gibi yapılar yalnızca bir dayanışma çemberi değil, bir direniş manifestosudur. Her destek bir kalemi doğrultmak, her etkinlik bir ekrana ışık yakmaktır.</p>
<p><strong>Medya, Adaletin Hizmetkârı Olmalı</strong><br />
Hakiki medya, iktidarların değil, hakikatin gölgesinde büyür. Gerçek gazeteci ise hakikati eğip bükmeden taşıyan bir nebi misalidir. Onun en büyük gücü reyting değil; yürek sızısıdır. O kalem, haksızlığın karşısında eğilmediği sürece kutsaldır.</p>
<p>Bugün ekranlar, algı operasyonlarının savaş alanına döndü. Ama hâlâ o ekrana vicdanın sureti yansıyabiliyorsa, bu direnen kalemlerin yüzü suyu hürmetinedir.</p>
<p>Albert Camus der ki:</p>
<p>“Basın özgürlüğü, yalnızca yazdıklarımızla değil, yazamadıklarımızla da ölçülür.”</p>
<p>Vaclav Havel ise hakikati bir halkın silahı olarak tanımlar:</p>
<p>“Gerçek güç, hakikati söyleme cesaretidir.”</p>
<p>Ekrana bakan göz değil; hakikati göze alan yürek önemlidir.</p>
<p><strong>Son Söz: Kalem Bir Gün Susabilir, Ama…<br />
</strong>Ve işte şimdi, 5 Nisan Frankfurt’ta, IJA’nın ev sahipliğinde; ekranlar yeniden hakikate dönecek. Sürgün kalemlerin hikâyeleri anlatılacak. Zindanlardan yükselen kelimeler yankılanacak.<br />
Sosyal medyanın gürültüsü içinde, temiz bir çığlık gibi yükselecek o sözler… Çünkü bu çağda gerçek bir gazeteci, ateşin üstüne yürüyen bir kelime işçisidir. Ve unutulmamalı: Kalem bir gün susabilir… ama kalemin yazdığı ekranın haykırdığı hakikat asla.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ija-sukutun-bagrindaki-feryat/">IJA: Sükutun Bağrındaki Feryat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Cemresi</title>
		<link>https://hizmetten.com/ramazan-cemresi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2025 23:08:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gönül Sofralarının Sessiz Kahramanları: Muhabbetin Işığında Bir Ramazan Yolculuğu Baharın ümit besteli tebessümüyle gelen Ramazan bu yıl, dünyanın dört bir yanında kurulan iftar sofraları ile yalnızca aç karınları doyurmakla kalmadı;&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ramazan-cemresi/">Ramazan Cemresi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gönül Sofralarının Sessiz Kahramanları: Muhabbetin Işığında Bir Ramazan Yolculuğu</strong></p>
<p>Baharın ümit besteli tebessümüyle gelen Ramazan bu yıl, dünyanın dört bir yanında kurulan iftar sofraları ile yalnızca aç karınları doyurmakla kalmadı; kırık kalpleri onardı, yorgun gönülleri dinlendirdi, dillerin, renklerin ve inançların ötesine uzanan görünmez köprüler inşa etti. Bu sofralar, Hizmet Hareketi&#8217;nin çileyle yoğrulmuş, sabırla mayalanmış gönül erlerinin elleriyle kuruldu. Her biri birer muhabbet işçisiydi. Hocaefendi’nin kalbinden süzülen çağrıyı, asırlar öncesinden yankılanan bir sedayla, dünyanın dört bir yanına taşıyan sessiz seyyahlar gibi gayret ettiler.</p>
<p>İsmi Süreç kalan çileden günler, kılıçtan daha keskin bir düşman gibi üzerlerine yürürken; önlerine zulüm, yokluk ve iftiralarla örülmüş duvarlar yükselirken, onlar ellerinde meşalelerle karanlığa yürüdüler. Çünkü biliyorlardı ki, zulmet ne kadar derin olursa olsun, bir mumun titrek alevi bile bin yıllık karanlığa meydan okuyabilirdi. Bir hakikat danesi bir harman yalanı kül edecek güçteydi.</p>
<p>Sevginin müessisleri ilhamlarını Hocaefendi&#8217;den almışlardı. Toplumu bölerek yönetmeyi şiar edinmiş siyaset canavarının ülkedeki insanları birbirine yabancılaştırdığı yıllarda Hocaefendi iftar sofralarında toplumun her kesiminden insanı bir araya getirmişti. Tanışırsak kaynaşırız, aynı sofrada olursak barışırız böylece geleceği sevgi ve saygının mayası ile mayalamış oluruz… işte bu gönül nağmesine milyonlar ortak olmuş ve “birlikte yaşama” türküsünü gönülden söylemişlerdi.</p>
<p>Bu ülke adına ciddi bir kazanç idi. Ama ülkenin kuytularına gizlenmiş karanlık ruhlu kötülük temsilcileri bu aydınlık günlerin şafağından bile rahatsız oldular!.. Yürekleri dahi donduran bir Şubat soğuğunda emareleri görünen bahar tomurcuklarını saldırdılar. Öldürücü olmayan her darbe beni güçlendirir sözünün hakikatini yaşayarak öğrendiler o fırtınadan güölenerek çıktılar.Motivasyonu Asr-ı Saddetten alan hizmet bir kış mevsiminde maruz kaldığı zulümden yaklaşık 18 sene sonra bu sefer bir Temmuz sıcağında kavruldu. Binlerce evladını dünyanın dört bir tarafına attı…</p>
<p>Onlar ellerindeki meşaleyi Asr-ı Saadet’ten tutuşturmuşlardı. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine sokaklarında kurduğu o ilk kardeşlik sofraları, ensarla muhacirin bir araya geldiği o bereketli anlar, bugün Afrika’da bir yetimhanede, Avrupa’da bir kültür merkezinde ya da Uzak Doğu’da bir köyde yeniden can buluyordu. Hizmet, işte o altın çağın minarelerinden beslenen bir ağaç gibi yeryüzüne dal budak saldı. Kökleri sahabenin fedakârlığında, gövdesi Peygamber ahlakında, dalları sevgiyle örülmüş; her bir yaprağına umut sinmişti.</p>
<p>İşte o mum alevi ile Ramazan iftarlarında yanan gönül kandilleri, içtenlikle uzanan bir lokma ekmek, samimiyetle paylaşılmış bir hurma, farklı dinlerden, milletlerden insanları aynı sofra etrafında buluşturan manevi bir davetti. Kimi zaman bir kilisede, kimi zaman bir sinagogun avlusunda, bazen de bir Budist mabedinde yankılandı iftar ezgileri. Her biri, insanlığın ortak paydasında buluşmaya dair bir niyaz, bir dualı çağrıydı.</p>
<p>Kurulan bu sofralarda tevazu, muhabbet ve empati ile gönüller doydu. Göz göze gelindiğinde, <em>“Ben senin kim </em><em>olduğunla</em><em> değil, kalbinin ne söylediği</em><em> ile ilgileniyorum</em><em>”</em> dercesine bir hal yaşandı. Ve bu hali en çok gençler taşıdı omuzlarında. Pasaportları mühürlü, ülkeleri hasretle anılan ama ufku aşkla çizen gençler&#8230;</p>
<p>Bu gençler, birer kanat gibi savruldular dünyanın dört yanına. Kimi Asya’nın bir köy okulunda, kimi Afrika’nın bir yetimhanesinde, kimi Avrupa’nın merkezinde, kimi Güney Amerika’nın çeperlerinde&#8230; Hepsinin avuçlarında aynı dua: <em>“İnsanlığa dair ne varsa, eksik kalmasın.”</em> Onlar iftar sofralarına sadece yemek taşımadılar, umut taşıdılar, dostluk taşıdılar, sevgi taşıdılar. Ve her biri, kalpten kalbe uzanan görünmez yolların yolcusu oldu.</p>
<p>Zulme maruz kalmış bir hareketin, en saf haliyle insanlığa hizmet etmesi, belki de zamanın ironisiydi. Fakat tıpkı kurak bir toprağın, ilkbaharda açan inadına bir çiçek gibi, Hizmet gönüllüleri de her şeye rağmen yeşermeye devam etti. Dikenler içinde açan güller gibiydiler.</p>
<p>Ve o güllerin en güzeli, iftar sofraları oldu bu yıl. Sadece yemek değil, bir hatıra bırakıldı tabaklarda. Kim bilir, hangi yabancı kalpte ilk defa Müslümanlara dair güzel bir iz bıraktı bir tebessüm. Hangi çocuk, ilk defa bir Türk öğretmenin gözlerinde “sen değerlisin” bakışını gördü. Hangi yaşlı adam, eline tutuşturulan sıcak çorbayla yıllardır duymadığı “İyi akşamlar”ı duydu, ana dilinden farklı bir lisanla ama aynı içtenlikle&#8230;</p>
<p>Her iftar bir mektuptu insanlığa, zarfı samimiyetle mühürlenmiş. Her sofra bir köprüydü, çatışmanın uçurumlarını aşan. Ve her gönüllü bir neferdi, sevgiyle silahlanmış, önyargılara karşı.</p>
<p>İşte bu yüzden, Ramazan bu yıl bir başka geldi. Sadece ay takvimiyle değil, gönül takvimiyle ölçülen bir zaman dilimi oldu. Hizmet Hareketi&#8217;nin her zamanki vakarıyla, ama biraz daha derinden, biraz daha mahzun bir sevinçle&#8230;</p>
<p>Çünkü her iftar, bir dualar demeti gibi semaya yükselirken, bir çınarın gölgesinde çoğalan nesillerin umudu tazeleniyordu. Ve Hocaefendi&#8217;nin yıllar önce yaktığı o meşale, hâlâ ışığını kaybetmemişti. Belki rüzgarlar sarsmıştı alevini ama sönmemişti; çünkü her iftar, o alevi yeniden üfleyen bir niyet, bir gayretti.</p>
<p>Sonuçta ne oldu biliyor musunuz? Ramazan, sadece Müslümanların değil, insanlığın ayı oldu bu yıl. Ve bunun mimarları, kimliğini değil kalbini ortaya koyan o güzel insanlar oldu. Öyle sessizlerdi ki, yankılarını ancak kalpten dinleyenler duydu. Ama öyle gürlerdi ki, muhabbetleri kıtaları aşarak yayıldı.</p>
<p>İşte bu yüzden, bu yılın Ramazan’ı sadece bir ay değil, bir çağrıdır: &#8220;Gel, birlikte iftar edelim. Ve belki de birlikte insanlığa hizmet edelim&#8221;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ramazan-cemresi/">Ramazan Cemresi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlim, İman Ve Hizmet Yolcusu: Halil Şimşek Hoca</title>
		<link>https://hizmetten.com/ilim-iman-ve-hizmet-yolcusu-halil-simsek-hoca/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 12:15:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[halil simsek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her şart ve zeminde bir yolunu bulup  hizmet etmeyi başarmış ilim, iman ve hizmet insanı Halil Hocam’ın aziz hatırasına… Halil Hocam’ı 2 Şubat 2021 tarihinde ebed yurduna yolcu etmiştik. Aradan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilim-iman-ve-hizmet-yolcusu-halil-simsek-hoca/">İlim, İman Ve Hizmet Yolcusu: Halil Şimşek Hoca</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Her şart ve zeminde bir yolunu bulup</em></p>
<p style="text-align: right;"><em> hizmet etmeyi başarmış </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>ilim, iman ve hizmet insanı </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Halil Hocam’ın aziz hatırasına…</em></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Halil Hocam’ı 2 Şubat 2021 tarihinde ebed yurduna yolcu etmiştik. Aradan yaklaşık dört yıl geçti. Çok özledik. Hatıraları, tavsiyeleri, sohbetleri tüm canlılığı ile hayal elbisesini giyip zihnimizin baş köşesinde yaşamaya devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Onun hayatını bir kitaba sığdırmak zor olsa da yaklaşık iki yıldır üzerinde çalıştığımız eser Süreyya Yayınlar’ında <b><i>“İlim, iman ve Hizmet Yolcusu: Halil Şimşek Hoca”</i></b> adıyla yayınlandı… Onu bir kitabın dar kalıplarına sığdırmak zor ama yine sağlığında ondan aldığımız cesaret ve motivasyonla deryadan bir katreyi sunmaya gayret gösterdik. </span></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Halil Hocamın da ismini aldığı Hz. İbrahim (aleyhisselam) Rabbine şöyle yalvarır: <i><span style="color: red;">“Gelecek nesiller içinde iyi nam bırakmayı, hayırla anılmayı nasib eyle bana&#8230;” </span></i>(Şuara suresi, 84) Evet okuyacağınız hatıralarda göreceksiniz ki o, kendi adına bu duanın kabul olduğu bir hayat yaşamıştır. Bu kitap, onun hayatını ve hizmetini tam olarak anlatamasa da kendisine ve sevenlerine çam sakızı çoban armağanı ve onun hayırla anılmasına vesilece olacağı ümidindeyiz.</span></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Kitabın giriş kısmı şöyle:</span></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Halil Hocam 22 Ekim 2000 tarihli günlüğüne şöyle bir not düşmüş: <i><span style="color: red;">“&#8230;Allah’ım seni sevmek istiyorum. Sana kul olmak istiyorum. İnsanlara-insanlığa hizmet etmek istiyorum. Bir sadaka-i cariye bırakmak istiyorum. Amel defterimin kapanmasını istemiyorum. Çoluk çocuğumu İslam ahlakıyla yetiştirmek istiyorum. Ne olur bana yardım et Allah’ım!” </span></i>İnşallah bu kitap onun adına sadaka-ı cariye olur. Sizler okudukça o, sohbetine ve hizmeti- ne devam eder, amel defterinin bu kısmına sevaplar yağmaya devam eder. </span></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Evet Halil Hocam günlük tutmuş, bazen kısa bazen de uzun yazmış. Hanımı, bu notları bana ulaştırdığında yitiğini bulmuş bir insan gibi sevindim. Okumaya başladım. Günlüklerinin başına ‘Gurbet’ yazısını koymuş. Yüreğim titredi. Hele son cümlesi kalbime saplandı: <i><span style="color: red;">“Sonunda şöyle diyecekler: O gurbette öldü. Şöyle garip bencileyin.” </span></i>Halil Hoca yaşadığı gibi vefat etti. Tıpkı yazdığı gibi gurbet ellerde. </span></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Şunları yazmıştı günlüğünün başına ve bu, kitapta anlatılacak olan o bereketli hayatının özeti gibiydi: </span></p>
<p><i><span style="font-family: 'ArnoPro',serif; color: red;">“Gurbette doğdum.<br />
Gurbette okudum.<br />
Gurbette çalıştım.<br />
Bayramları gurbette kutladım.<br />
Gurbette ölüm haberleri aldım.<br />
Gurbette düğün haberleri geldi.<br />
Gurbette dava arkadaşlarım oldu.<br />
Onlarla hizmet etmeye çalıştım.<br />
Gurbetten askere gittim. ‘Asker oğlum! Güle güle git!’ diyen ve arkamdan </span></i></p>
<p><i><span style="font-family: 'ArnoPro',serif; color: red;">dua okuyan annem olmadı. ‘Uğurlar olsun asker oğlum!’ diyen babam bulunamadı. Çünkü gurbette idim. Gariptim. Askerden döndüğüm yer yine gurbetti. Ankara tren garından beş kişilik cami cemaati uğurladılar. Yine asker dönü- şüm Ankara idi. Gurbetten gurbete. Allah nasip etti 1992 Haziranında hacca gittim. Yine gurbette idim. Ne gidişte ne dönüşte annem, babam akrabalarım vardı. Yozgat’tan gittim yine oraya döndüm. Yurt dışına gittim. Yozgat’tan Ankara’ya oradan Almanya’ya giderken yine gurbetten gurbete gidiyordum. Ve gurbette evlenmek kısmet oldu. El âlem gülüyordu ben ağlıyordum. Annem ve babam mürüvvetimi görmeyi ne kadar arzu ediyorlardı ama olmadı. Gurbette tek başına düğün. Gurbet düğünü&#8230; </span></i></p>
<p><i><span style="font-family: 'ArnoPro',serif; color: red;">Sonunda şöyle diyecekler: O gurbette öldü&#8230; Şöyle garip bencileyin&#8230;” </span></i></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Bu kitapta Halil Hoca’nın gurbetlere sığdırdığı bereketli bir ömrü okuyacaksınız. Eksik kusur yazana, güzellikler ise insanı ve insanlığı yaşatmaya ömrünü vakfetmiş Halil Hocama aittir. </span></p>
<p><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">Kitaba, </span><a href="https://kitapdunyasi.eu/products/halil-simsek-hoca?srsltid=AfmBOoogUvfigH-L94HwFafbtMrD7Tv1v-tr5uUVGi0JQgJIA4vEkSDB"><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;">https://kitapdunyasi.eu/products/halil-simsek-hoca?srsltid=AfmBOoogUvfigH-L94HwFafbtMrD7Tv1v-tr5uUVGi0JQgJIA4vEkSDB</span></a><span style="font-family: 'ArnoPro',serif;"> adresinden ulaşabilirsiniz…</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilim-iman-ve-hizmet-yolcusu-halil-simsek-hoca/">İlim, İman Ve Hizmet Yolcusu: Halil Şimşek Hoca</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Okuldan Ötesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-okuldan-otesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Nov 2024 12:17:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=40625</guid>

					<description><![CDATA[<p>“20 yılı aşkın süredir bu harika topluluğun bir parçasıyım. Hizmet’e resmi olarak kayıtlı olmasam da, Hizmet kalbime hitap ediyor.  Benim kalbim de öyle atıyor. Bu ev, ikinci evim oldu” Manfred&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-okuldan-otesi/">Bir Okuldan Ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“20 yılı aşkın süredir bu harika topluluğun bir parçasıyım. </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Hizmet’e resmi olarak kayıtlı olmasam da, </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Hizmet kalbime hitap ediyor.</em></p>
<p style="text-align: right;"><em> Benim kalbim de öyle atıyor. </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Bu ev, ikinci evim oldu”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Manfred Ehringer</em></p>
<p>Stuttgart Lessing Okulları’nın kuruluşunun 20. yılı gözyaşı sağanağı altında kutlandı. Programı takip etmek için orta sıralarda bir yere geçtim. Ön sırada okula çok emeği geçen ve ilerlemiş yaşına rağmen arkadaşların davetini kırmayan Manfred Ehringer oturmuştu. Açılış konuşmalarından sonra bu eğitim gönüllüsü kürsüye davet edildi. Yaşı 90’ı geçmişti ama sesi ve enerjisi çok daha gençti.</p>
<p>Mikrofonu eline aldı ve tarihin alnına bir baht gibi yazılacak olan bir konuşmayı gerçekleştirdi. Bu konuşma çerçeveletilip okulun en mutena köşesine asılması gereken his ve akıl dolu enfes bir konuşmaydı. Aynen aşağıya alıyorum:</p>
<p><em>Sevgili Lessing Okulları üyeleri,</em></p>
<p><em>20 yılı aşkın süredir bu harika topluluğun bir parçasıyım. Hizmet’e resmi olarak kayıtlı olmasam da, Hizmet kalbime hitap ediyor. Benim kalbim de öyle atıyor. Bu ev, ikinci evim oldu. Şimdi sıraların arasında dolaşıp, her birinizle sohbet etmeyi ve çocukların isimlerini öğrenmeyi çok isterdim.</em></p>
<p><em>Burada ortaya çıkan şey etkileyici – güzel bir bina. 20 yıl boyunca bir okul inşa etmek aynı zamanda ticari bir başarıdır. Bu, sadece birçok kişinin kalpten katılımıyla ve sürdürülebilir eğitimi desteklemesiyle mümkün oldu.ü</em></p>
<p><em>Fethullah Gülen de bizi buna teşvik etti. Ben ona mektup yazmıştım. Sizler sayesinde ona daha da yaklaştım. Hepiniz, Fethullah Gülen de dahil, biyografimin bir parçasısınız. Ben sizden biriyim.</em></p>
<p><em>Fethullah Gülen, okullarda toplumumuzdaki değerlerin çöküşüne karşı mücadele etmenin önemini vurguladı. “Gülen ile Sohbet” kitabında bu konuya ayrıntılı olarak değiniyor. Okul için büyük bir görev görüyorum: Hizmet’in ilkelerini müfredata entegre eden bir sistem geliştirmek. Eğitim önemlidir ve öğretmenler için geçerli olan şudur: Onların aidiyetini yaptıkları işlerden tanırsınız.</em></p>
<p><em>Geride bıraktığınız 20 yıl için saygılarımı sunuyorum. Burada ikinci bir ev bulabildiğim için teşekkür ederim. Lessing Okulları’nda en kıdemli hizmetkarıyım. Muammer Akın bunun suçlusu zira o benim ikizim ve birlikte büyüdük.</em></p>
<p>Bu konuşmalar yapılırken geçmişe süzüldü hayallerim. 1999 yılının bir güz ayında yağmurun şehri yıkadığı bir günde buluşmuştuk Stuttgart’la. Sonbahar kendini hissettirmeye başlamış, yapraklar sokaklarda rengarenk giyinmiş çocuklar gibi oradan oraya koşturuyordu. Hicretten nasibime bu coğrafya düşmüştü. 2006’da ayrıldım bu hizmet delisi insanların yurdundan. Şairin <em>“ilk vurgunum son göz ağrım”</em> diye anlattığı duyguları bir şehir bir bölge için yaşamıştım. İyiliğe kendini adamış insan güzelleri tanıdım orada. İnsanlığa hizmet adına çırpınan güvercin yürekli insanlar… Birçok müesseseyi mütevazi imkanlarla maaşlarının, gelirlerinin büyük kısmını himmet ederek kurmuşlardı.</p>
<p>Stuttgart şehrinin ismi <em>“kısrak bahçesi”</em> kelimelerinden türetilerek günümüze gelmiş.</p>
<p>Gidenler, oradaki hizmetleri tanıyanlar bilirler ki o bölgede ne küheylanlar ne yiğitler vardır kendisini hayra vakfetmiş. Sadece Stuttgart değil Almanya ve Avrupa’da bir işçi olarak gelmiş ama beslendiği içinde büyüdüğü, büyüttüğü insani değerleri ve kültür mirasını hakkıyla temsil adına koşturmuş, müesseseler kurmuş kadınıyla erkeğiyle binlerce yürek tanıdım. Sayılarının azlığına takılmadan, maddi imkanlarının kıtlığına aldırmadan, kazandıklarının büyük bir kısmını Allah için verdiğinden dolayı dünyalık birçok hayalini erteleyen yiğitler vardır Avrupa hizmet tarihinde. Gün gelecek bunlar kitaplara konu olacak inşallah…</p>
<p>İşte bu okulun hikayesini bu fedakarlık abidelerinden cesaret olan bir gurup dertli insan 2002 yılında başlattı. O güzel sinelerin hissiyatına tercüman olan birisi; <em>“neden Almanya’da bir okulumuz yok biz açalım hem de burada bu şehirde” </em>dedi ve ekledi: <em>“Hocamızın ufkundan hiç mi bir şey öğrenmedik…”</em></p>
<p>Hocaefendi’nin <em>“dertli bir insanın yaptığının onda birini on dahi bir araya gelse yapamaz. Zira dertli insanın arkasında Allah (cc) vardır”</em> sözünü rehber edinen arkadaşlardan bir heyet çalışmaya başladı. Ortada okul yokken okul istişaresi adı altında düzenli olarak bir araya geldiler. Resmiyet, başvuru, prosedürleri amatör ruh heyecanıyla ama Alman disiplini ile takip ettiler. Öyle çok inayet ve tevafukla karşılaştılar ki bir kitaba konu olur. İnayetin tarlasına ekilen hiçbir çaba ve gayret tohumunu zayi etmeyen Allah (cc) o gencecik arkadaşların gayretlerinin hediyesini Almanya’da açılan ilk Hizmet okulu olarak verdi.</p>
<p>Bu hizmetlerin temelinde harcında şu hizmetin görünmez kahramanları mütevelli abi ve ablalar vardı. Okul daha açılmadan başladı bu yürekli insanların yardımı. Heyecanları, duaları, gayretleri ile işi organize edenlere müşevvik oldular. Okul izninin geldiği gün sevinçlerini tarife kelimeler yetmez. O, Bad Cannstatt’da Sichelstrasse’deki binanın alınması ve okulun başlamasından sonra işi organize eden arkadaşların “bittik” dediği yerlerde “yettik” dediler abilerimiz ablalarımız.</p>
<p>O mütevazi bina ihtiyaca cevap veremeyince bir arsa bulunarak devasa bir okul binası inşa ettiler.</p>
<p>Şu satırları yazarken onların fedakarlık ufukları hâlâ burun kemiklerimi sızlatıyor.</p>
<p>İlk sene (2004) toplam 20 kadar talebe ile başlayan okul, açılmasından günümüze yüzlerce talebe mezun etti. Şimdi ise 550 talebesinin olduğunu ifade ediyor yetkililer.</p>
<p>Tam 20 yıl geçmiş aradan. <em>“Sancısını çekmediğiniz şey sizin değildir”</em> demişti Hocaefendi… Bu okulun ve diğer müesseselerin o kadar çok sancısı çekilmişti ki … Program duygulu bir iklimde gerçekleşti. Programın olduğu salonda vakarlı bir hüzün yürekleri ve yüzleri okşayarak dolaştı. Evet bir okulun kuruluş yıldönümü gözyaşları ile kutlanıyorsa temeline dökülmüş gözyaşları olduğuna emin olabilirsiniz. Emekleri olan ama artık aramızda olmayan kutup yıldızlarının özlendiğine yorabilirsiniz bu gözyaşlarını. <em>“İnsan sadece üzgün olduğu için değil böyle bir geçmişin onuruna da ağlarmış”</em> dedi bir dostum.</p>
<p>Özellikle Zuckerfabrik de yeni okulun arsasının alınmasından inşasına kadar Alman yetkililerin çok yardımları oldu. Kendi okulları gibi sahiplendiler. Bu bir avuç insanın yıllardır yürüttükleri diyalog faaliyetlerinin meyvesiydi bu sahip çıkış. Türkiye merkezli kötülük organizasyonu bu okulu kapatmaları için Eyalet başbakanına istekte bulununca; size tek bir cümle kuracağım <em>“o okulun açılış kurdelesini ben kestim”</em> diyerek kibarca reddetmişti bu isteklerini.</p>
<p>Bir grup dertli insanın gayretleri ile mütevazi bir binada eğitim yolculuğuna başlayan Lessing Okullar’ı bağrında taşıdığı hatıralarla faaliyetlerine devam ediyor.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-okuldan-otesi/">Bir Okuldan Ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sükutun Çığlıklarıyla Veda</title>
		<link>https://hizmetten.com/sukutun-cigliklariyla-veda-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2024 09:50:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#hocaefendi​ #fethullahgulen​]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=40229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gece tren yolculuğunda aldım vefat haberini… Telefonumu yavaşça masaya koydum. Gözümü pencereden camdaki karanlığa çevirdim. Treni simsiyah kuşatan, kucaklayan bir gece, ara ara dışarda geriye doğru koşan ışıklar, eriyip&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukutun-cigliklariyla-veda-ismet-macit/">Sükutun Çığlıklarıyla Veda</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gece tren yolculuğunda aldım vefat haberini… Telefonumu yavaşça masaya koydum. Gözümü pencereden camdaki karanlığa çevirdim. Treni simsiyah kuşatan, kucaklayan bir gece, ara ara dışarda geriye doğru koşan ışıklar, eriyip gitmemek, süzülmemek için cama tutunan titrek yağmur damlaları… hüznümü deşecek ne varsa omuz omuza vermişti etrafımdaki her şey.</p>
<p>Bir keder kuşatmasının tam ortasındaydım. Ama nedense o an ağlayamadım. Ruhumu örseleyen habere bedenim henüz nasıl bir tepki vereceğini bilemedi belki de. Dostoyevski, ‘İnsancıklar’ adlı eserinde: <strong><em>&#8220;Çok tuhaftı, ağlayamadım ama ruhum paramparça olmuştu…&#8221;</em></strong> der… yıllar önce okuduğum bu cümleyi şimdi tüm hücrelerimle yaşıyordum.</p>
<p>Ciğerimden kopup ruhumun derinliklerinden boğazıma kadar gelip takılan acıyı haykıramayınca içimi yaka yaka tüm bedenime yayıldı. O an ağlasam rahatlayacaktım ama nedense rahatlamak istememiştim. Ağlayıp içimdeki acıyı dışarı döksem hepten Hocam’dan koparım korkusuydu belki de ağıtlarımın önüne ördüğüm duvar. Sonra birbirini takip eden iki nefes aldım. Hıçkırıklarımı yutmaktı bu, daha bilinir ismiyle bir iç çekiş.</p>
<p>Bu acıyı, bu hüznü sırf Hocam’a ait olduğu için iliklerime kadar yaşamak istedim belki de. Onun hasretinin içimi yakıp kavurması… Evet rahatlamak istememişim. Biliyordum içimde biriken, fokurdayan tüm duygular birden patlayarak çıkacaktı ama o an içime hıçkırdım sadece. İşte böyle yaşamadığım belki yeni tanıştığım onlarca his hücum etmişti ruhumun saklandığı siperlere.</p>
<p>Ölenlerin sesleri kalanların gönül vadilerinde yankılanır dururmuş ya… O aşk derecesinde sevdiği Efendiler Efendisi’ne (sav) yazdığı içli şiirin son mısraı gelip duygularımın kepezlerine çarpmaya başladı:</p>
<p><em>“Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,<br />
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;<br />
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun.<br />
Ne olur, hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!”</em></p>
<p>Evet o, ufuklarımızdan batıp gidecek ama ayrı kaldığı her günün onun için ıstırap olduğu dostlarına lika edecekti (kavuşacaktı). Ama ondan sonra hiçbir şey tam olmayacaktı hayatımda. Bir yanım hep yıkık hep dökük.. <em>“neye üzülsem onun yokluğuna ağlayacaktım.”</em> Bunu bilmek içimdeki erozyonu hızlandırıyordu. O kayan şeyin önünde duramıyordum. Sürüklüyordu varlığımı. Sessizce içimde birçok duygu usul usul yerinden oynuyordu.</p>
<p>Zaten hep özleyerek yaşamamış mıydık? O, varken de gurbetini, özlemini iliklerimize kadar hissederek yol yürümemiş miydik? Şimdi vefat etmiş birini özlemenin çengeline takılmıştı yüreğim. Hayattayken görebilme ihtimali bile hasretimize ayrı bir tat katıyordu. Bugünden sonra olmayacaktı. Görüştüğümüz mekanların yetimliği geldi aklıma… Evet artık bedenen aramızda olmayacaktı, gidip gelenlerden sağlığını sıhhatini soramayacak, <em>“ne tavsiye etti…”</em> cümlesini kuramayacaktık.</p>
<p>Yıllar önce babamı yıkayıp ebedi aleme yolcu ederken başından ayaklarından öpmüş <em>“hoşça kal”</em> baba demiştim. Bir şey içimi yırta yırta gelmiş ve onu yıkadığımız sulara karışmıştı gözyaşlarım. Vefat haberini okuduğumda işte tam o anda Hocamın cenazesinin başında durup sarıldım boynuna… gerisi <em>“sağır sessizlik…”</em></p>
<p>Nerede okuduğumu hatırlamadığım şu söz yarın ve sonraki günlerin getireceği kederi haber veriyordu: <em>“En hüzünlü gün sevdiğini kaybettiğin değil ondan sonraki günlermiş…”</em></p>
<p>…</p>
<p>Vefat haberini aldığımızın ertesi günü cenazesine iştirak etmek için Frankfurt havalimanına ulaştığımda yol arkadaşlarımla sarıldık. Konuşamadık. Birbirimize söyleyeceğimiz çok şey vardı ama hisler kelimelerin kalıbına dökülmedi. Bir sessizlik, sükunet ve sabır bizimle birlikte Amerika’ya yolculuk etti. Kalacağımız yere yerleştikten sonra kamp yerine ulaştık.</p>
<p>Vardığımızda Hocam’ın mezarı kazılıyordu. Ertesi gün onun bedenini toprağa emanet edecektik.</p>
<p>Kahverengi yapısı, ta geriden insana huzur veren toprak rengiyle Amerika’ya geldiğinde kaldığı ilk ev karşıladı bizi. Orası bir ev değil, huzur misafirhanesi, kalbin dinlenme, ruhun teneffüs etme ve terapi merkeziydi bizim için. Gönüllerdeki, akıllardaki virüslerin silinip gittiği şifa hastanesiydi. Sesler fısıltı desibelinde, gülmelerin tebessüm rengiyle boyandığı, kelimelerin edep ipine dizilmiş inciler kadar zarif, hareketlerin meleklerin geçişleri kadar endamlı olduğu huzurun kalesiydi.</p>
<p>Hocam, işte bu yetim kalmış binanın tam yanına defnedilecekti.</p>
<p>Kısa zamanda ciddi ve çaplı bir program hazırlanmıştı. Perşembe günü cenaze merasiminin olacağı stadyuma hareket ettik. Sonbahar renklerine sıcak bir yaz güneşi eşlik ediyordu. Arabadaki herkes camdan dışarı bakıyor ağızları bıçak açmıyordu. Ağaçlar kırmızı, sarı ve turuncunun tonları ile boyanmış, kopan yaprakların hüznünü taşıyordu. Kopup giden her şey hüzün türküsü söylüyordu ya da belki ömrümüzün en hüzünlü saatlerini yaşadığımız için bize öyle geliyordu.</p>
<p>Arabamızı uzak bir yere bırakıp yürümeye başladık. Bizimle beraber dünyanın ve kıtanın dört bir yanından gelmiş insanlar da yürüyordu. Hareketlerinde bir asudelik, yüzlerinde ayrılığın acısı hissediliyordu. Teslim ve tevekkül harcından yapılmış bir abide gibiydiler.</p>
<p>Stadyum, en yakınlarını kaybetmiş kadar üzülen binlerce insanla iki saat içinde doldu. Okunan Kur’an, yapılan dualar, cenazeye gelenlerin hüznü koca bir stadyumu berzah alemine çevirmiş gibi hava vardı. O yerler dünyanın bir parçası olmaktan çıkmış ahiretin bir koridoru haline gelmiş gibiydi.</p>
<p>Hocam’ın cenazesi getirilip musallaya konulduğunda sevenleri onu görüyormuş gibiydiler. Sanki cenazeye değil Hisar Camiinde vaaz dinlemeye gelinmiş gibi bir hava oluştu o an. Gelenlerin kalpleri bu hislerin etkisindeyken zihinleri onun da bir fani olduğunun ve toprak altındaki nöbetini savmak için vedalaştığının farkındaydı. İşte bu vedanın hüznü bir rüzgar gibi sevenlerinin yüzüne dokuna dokuna stadyumu dolaştı. Cenaze namazı bitip helallikten sonra bir yolcuyu uğurlar gibi vedalaştılar. Yüreklerin bir yanı ayrılığın acısı ile kanarken diğer yanı sonsuz bir alemde sevdikleri ile buluşmanın ümidi ile doluydu.</p>
<p>Defnedileceği yere geldiğimizde hüznün biraz daha katmerlendiği hissediliyordu. O, okunan Kur’an eşliğinde toprağa verilirken sevdiklerinin sanki onun üzerine toprak atmak için değil, elini sıkıp son bir duası almak için acele ediyor gibi bir halleri vardı. Yıllardır yanında olanların yüzlerine baktım gözyaşları ile konuşuyorlar, sessiz hıçkırıklarla birbirlerine sarılıyorlardı.</p>
<p>Ahmet Altan bir eserinde,<em> “ölüm ardında her zaman konuşulacak ve hissedilecek bir boşluk bırakır. O boşluğu sözcüklerle doldurmaya çalışsak da her sözcük, o boşluğu daha da belirgin hale getirir”</em> der. Ölenleri toprağa değil yüreklere gömmenin o ağırlığıydı orada yaşananlar.</p>
<p>Cenazesinden defnine kadar her şey tam istediği gibi ve sünnete uygun olmuştu. Onun muazzez ruhunu rencide edecek en ufak bir tatsızlık yaşanmadı. Defninin ertesi günü gidip kabrinin başında onunla bir daha vedalaştık. Kamp yerinin adeti idi. Program bitip ülkelerimize dönerken mutlaka müsaade istenirdi. Yine öyle yaptık. Hem vedalaştık hem müsaade istedik. Emanet olarak bıraktığı Hizmet’e gücümüz yettiğince sahip çıkacağımız sözünü vererek…</p>
<p>Eve döndüğümde eşim karşıladı gözyaşlarıyla. <em>“Yetim kaldık” </em>dedim. İşte o an günlerdir içimde dolaşıp duran hüzne ait ne varsa hıçkırıklı bir ağıt olarak döküldü… ve şair Sabit’in şu beyti gelip yüreğime oturdu:</p>
<p><em>Şeb-i yeldâyı müneccim ve muvakkit ne bilir</em><br />
<em>Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat</em></p>
<p>(En uzun gecenin hangisi olduğunu zaman ölçenler (takvim yapanlar) ve yıldız ilmi ile uğraşanlar ne bilsin! Aşk yüzünden gam müptelası olmuşa sorun ki geceler kaç saattir!..)</p>
<p>O kadar sarsılmalar ve yüreğimizi yakan acılarımıza teselliyi yine onun şu cümlelerinde bulduk: “<em>Ahirete yürümeyi tatlı bir rüyaya açılma gibi görenler, dar ve bunaltıcı bir âlemden geniş ve ferah feza âlemlere yürüyeceklerine, dostlara kavuşacaklarına, Cenab-ı Hakk’ı müşahede edeceklerine iz’an ölçüsünde inananlardır</em><em>…</em></p>
<p>Rabbim ona Firdevs cennetlerini, bizlere de emanetine dört elle sarılmayı ve ötelerde birlikte huzur-u ilahiye çıkmayı nasip etsin…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukutun-cigliklariyla-veda-ismet-macit/">Sükutun Çığlıklarıyla Veda</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm Alnından Öptüğünde..</title>
		<link>https://hizmetten.com/olum-alnindan-optugunde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Oct 2024 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#hocaefendi​ #fethullahgulen​]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=39727</guid>

					<description><![CDATA[<p>1980’li yılların ortalarıydı. Ortaokuldaydım. Resim öğretmeni bir kitap kapağı çalışın deyince yakın bir akrabamın hediye ettiği “Ölçü ve Yoldaki Işıklar” kitabının kapağını örnek alan bir çalışma yapmıştım. O vakit kitabın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/olum-alnindan-optugunde/">Ölüm Alnından Öptüğünde..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1980’li yılların ortalarıydı. Ortaokuldaydım. Resim öğretmeni bir kitap kapağı çalışın deyince yakın bir akrabamın hediye ettiği “Ölçü ve Yoldaki Işıklar” kitabının kapağını örnek alan bir çalışma yapmıştım. O vakit kitabın üzerinde ‘M. Abdülfettah Şahin’ yazıyordu. Aradan yıllar geçti 1990 senesinde üniversiteyi kazanınca o akrabam beni hizmet evlerine yerleştirdi. Pınar ismini verdiğimiz evde eski VHS kasetlerden Hocaefendi’yi ilk defa görüp dinlemiştim. 1991’in Ocak ayında ise Süleymaniye Vaazında ilk kez canlı dinlemiş ve hem anlattıklarından hem de camiideki neredeyse yaşıtım binlerce gencin gözyaşı ve simalarından çok etkilenmiştim. Daha sonra belli vesilelerle sohbet ve toplantılarına katıldım. (Hamdolsun)</p>
<p>Şubat soğuğundan sonra Hocaefendi Haziran ayında Amerika’ya hicret etti. Kaderin sapanı da beni aynı yılın temmuz ayında Avrupa’ya attı. Buradan birçok defa Hocaefendi’yi ziyarete gitme imkanımız oldu. Ömrümün en saadetli günleri ve saatlerini geçirdim.</p>
<p>Eserleri hele Efendimizi (sav) anlattığı “Sonsuz Nur” isimli, siyer felsefesine ayrı bir derinlik getiren eseri ömrüm boyunca başucu kitabım oldu. Rabbimi, Efendimizi (sav), dinimi, insanlığa hizmet, iyiliği organize etmenin kötülükle mücadele etmenin en büyük erdem olduğunu Hocaefendi’den öğrendim.</p>
<p>Sanki Asr-ı Saadetten canlı bildiriyor gibi yaptığı vaaz ve sohbetler gönlümü ve aklımı o asrın güzellikleri ile boyadı. Üstad Hazretletinin “gel seninle Asr-ı Saadete gideceğiz o Zâtı (sav) vazifesi başında ziyaret edeceğiz” sözünün ve teklifinin derinliğini Hocaefendi’den öğrendik.</p>
<p>Tüm insanlığın derdini yüklenmiş bir insanın gönül nağmelerindeki iniltiliyi sevdik biz.. Sevgiyi sevmeyi, nefretten nefret etmeyi hayatımızın en temel düsturu haline getirmeyi hep o öğütledi bize..</p>
<p>Sadece sevmek değil sevmeyi müesseseleştirme adına kötülük imparatorluğu ile nasıl mücadele edeceğimizi, onlarla mücadele ederken bile iyi kalmayı; Kur’an’ın, sünnetin, hukukun ve meşruiyetin dışına çıkmadan centilmence mücadele etmenin şeklini de o öğretti bize..</p>
<p>Edison ölünce lambalar sönmemiş ki Hocaefendi ölünce öğretileri bitsin. Steve Jobs ölünce bilgisayarın ekranı kapanmamış ki onun ölümü ile bu Hizmet sona ersin..</p>
<p>O, tüm faniler gibi dünya askerliğini tamamlayıp teskeresini alıp ebedlere yelken açtı. Bize kendi vefatında hüznümüzü Kur’an ve sünnet ölçüleriyle nasıl yaşayacağımızı da öğretip öyle yürüdü Rabbine.</p>
<p>Şimdilerde yürekleriniz bir kristal vazonun aldığı darbeyle paramparça olması gibi.. Toplamaya çalıştıkça daha da kanıyoruz. Yokluğu bir daha olmayacağı gerçeği cam kırıkları gibi canımızı yaksa da onun bize öğrettikleri ile ihlas ve uhuvvet düsturlarını kendimize rehber ederek Asr-ı Saadet modelli bu Hizmet’in ölçüleri ile insanlık için koşturmaya devam edeceğiz..</p>
<p>Ölçü ve Yoldaki Işıklarla başladığım bu yolculuğumda Rabbimin beni bu kutsi daire ve çok sevdiğim arkadaşlarımdan ayırmaması en çok tekrar ettiğim duam.</p>
<p>2018’de bir ziyaretinizde “bu Hizmet’i emanet bilin” deyip ağlamıştı. Bu iyilik hareketini emanet bilip ömrümüz yettiğince hizmete devam edeceğiz. Mukabele-i bil misil kaide-i zalimesini istimal etmeden; dövene elsiz, sövene dilsiz diyecek elimizden geldiğince iyi olmak iyi kalmak için mücadele edeceğiz.</p>
<p>Gidişiyle yüreklerimiz yangın yeri olsa da şu muvakkat ayrılığın can yakan acısını hafifletiyor şair Nüveyre’nin Hz Ömer’e verdiği teselli: Hani Hz Ömer Yermük’te şehit kardeşi için: “Saba rüzgarı her sabah Zeyd’in kokusunu getiriyor” deyip ağlarmış. Şair Nüveyre bir gün; ‘ey müminlerin halifesi benim kardeşim senin kardeşin gibi şehit olarak göçseydi ona hiç ağlamazdım’ demişti.</p>
<p>Hz Ömer derdi ki: “Hayatımda bana en büyük teselliyi Nüveyre vermiştir..”</p>
<p>Evet tesellimiz müstakim bir hayatın arkasından geride bıraktığı insanlığı sevgi ile mayalayacak Hizmet ve düsturları..<br />
Şimdilerde bizlere en çok lazım olan halet-i ruhiye ise:</p>
<p>“Hz Ebubekir metaneti..”</p>
<p>Onlar bize yaşayarak sevdiklerimiz öldüğünde nasıl hareket edeceğimizi de öğrettiler.. Kur’an maddi manevi dertlerimize şifa değil mi? İşte Hz Ebubekir’in (ra) Efendimiz (sav) vefat ettiğinde zihinleri gönülleri şu ayeti okuyarak toparlamıştı:</p>
<p>“Muhammed, ancak bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçti. Eğer o ölür ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz. Kim topukları üzerinde gerisin geri dönerse, Allah&#8217;a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir.” (Âl-i İmran 144)</p>
<p>Güle güle hocam. Dertletine kâmil manada ortak olamasak da geride bıraktığın ve üzerine titrediğin bu Hizmet sevenlerine emanet. En sık tekrar ettiğin şekliyle birlik beraberlik içinde nefislerinizi aşarak arkadaşlarınızla; senden öğrendiklerimizle son nefesimizi verene kadar koşturmak en sık yaptığımız duamız.</p>
<p>Daha seni toprağa vermeden dünyanın her yerinden sağanak sağanak hatimler, yasinler dualar yağıyor..</p>
<p>Kabrin nur, makamın cennet olsun canım Hocam…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/olum-alnindan-optugunde/">Ölüm Alnından Öptüğünde..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adaletin Gün Işığı… Sarı Tişörtlüler</title>
		<link>https://hizmetten.com/adaletin-gun-isigi-sari-tisortluler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2024 16:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=39387</guid>

					<description><![CDATA[<p>Programın yapılacağı alana yaklaştıkça artan bir uğultu şehrin sokaklarına yayılıyor… Bu uğultu diğerlerine benzemiyor. Avrupa Konseyi’nin, İnsan Hakları Mahkemesi’nin duvarlarına çarpan bu ses “Adalet” diyerek şehrin sokaklarına ümit olup yayılıyor.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adaletin-gun-isigi-sari-tisortluler/">Adaletin Gün Işığı… Sarı Tişörtlüler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Programın yapılacağı alana yaklaştıkça artan bir uğultu şehrin sokaklarına yayılıyor… Bu uğultu diğerlerine benzemiyor. Avrupa Konseyi’nin, İnsan Hakları Mahkemesi’nin duvarlarına çarpan bu ses “Adalet” diyerek şehrin sokaklarına ümit olup yayılıyor. Geriden gün ışığını andıran sarı tişörtleri, pankartları, balonları cıvıl cıvıl bir topluluk heyecan içinde yürüyüşün başlamasını bekliyor!</p>
<p>İyiliği organize eden iyi insanların arasına karşınca bebek arabasındaki bebekten, beli bükülmüş ihtiyarlara, oradan insan hakları savunucusu Enes Kanter’e kadar her kesimden, yaştan insanın kardeşlerinin hakkını savunmak için orada olduklarına şahit oluyorsunuz. Yüzlerine vuran heyecan ise görülmeye değer. Hakkın kavgasını vermenin haklı onuruna karışmış azımızı çoğa sayın tevazu hareketlerine yansıyınca bambaşka bir topluluk olmuşlar.</p>
<p>Kendi hakkını ararsın bu insan olmanın gereğidir, fıtrattır… Ama başkası için adaletin mücadelesini vermek <em>“insanlıktır ve hakiki erdemdir.”</em></p>
<p>Dün Strazburg şehri bu erdeme şahit oldu. Binlerce insan hukukun uygulanması, adaletin gecikmesi ile oluşacak hak mahrumiyetlerinin giderilmesi için yapılan böyle bir yürüyüşe iştirak ettiler. Strazburg şehrinde Avrupa Konseyi önünde sesi kısılan adaletin sesi olma adına Avrupa’nın dört bir tarafından gelen binlerce insan <em>“adalet”</em> diyerek haykırdı.</p>
<p>Tarihteki benzer olaylar göstermiştir ki, bu türlü programlar kamuoyu oluşturur ve kamuoyu baskısı hakimlere daha adil karar vermeleri hususunda cesaret verir ve adaletin baş belası siyasetin baskısını bertaraf eder.</p>
<p>Hak için mücadele haklı olduğuna inandığın ve yürüdüğün yolun meşruluğundan şüphe etmediğin zaman başlar! Hakkı tutup kaldırmaya ömürlerini vakfetmiş yüzlerce insan gün ışığını andıran sarı tişörtleriyle zulüm, adaletsizlik, çifte standart karanlığına hücum ettiler. Adaletin ayaklarına bağlanmış siyasetin paslı prangalarını parçalamak için kendilerine düşen vazifeyi organize ettikleri bu enfes programla eda ettiler.</p>
<p>Hukuk tanımazların adalet bilmezlerin, elindeki gücü kullanarak organize ettiği kötülükle ancak organize olmuş iyilik mücadele edebilir. Bunun için de yüreğinde insanlığı yaşatan cesurların suskunlar vadisinde var güçleriyle haykırması icap eder. Karanlık vadinin gulyabanilerinden korkmadan, suskunların ödlekliği dillerini bağlamadan; buldukları her fırsatta, hukuk içinde kalarak meşru tüm yol ve yöntemleri kullanarak dünyanın neresinde olursa olsun herkesin duyacağı şekilde <em>“insanlık için adalet istiyoruz”</em> demeleri gerekir.</p>
<p>Adaletin mücadelesini verenler tam da bunu yaptılar… Avrupa Konseyi’nin önünden tüm dünyaya “<em>hak hukuk adalet</em>” diye haykırdılar. Türkiye’de zulmün pençesinde inleyen insanların iniltileri yeryüzünde yankılansın ve dünya ölçeğinde bir tepki oluşsun diye hürriyet nimeti ellerinden alınmamış olanlar kardeşleri için <em>“neredesiniz, insan-insanlık ölüyor”</em> diye yürüdüler. Damarlarından adalet kanı çekilmiş yargı sisteminin masumları doğrayan bir giyotin haline geldiğini anlattılar devrin dili protesto yürüyüşüyle! Ahmet Altan’ın tabiriyle adalete dolanmış siyaset denilen <em>‘zehirli sarmaşığın’</em> çözülmesi için el ele verdi bugün iyiliğin işçileri…</p>
<p>Organize heyeti her detayı en ince ayrıntısına kadar düşünmüş. Pankartlardan, tişörtlere oradan ses sitemine ve sahneye kadar…</p>
<p>Sahneye çıkıp konuşan hak mağdurları belki de hürriyetlerinin şükrünü eda etme adına çok güzel şeyler söylediler.</p>
<p>Kanser olan ve çıkış müsaadesi verilmediğinden dolayı tedavisi geciken ve vefat eden Ahmet Ataç’ın annesi Zekiye Hanım hukukun tekrar döneceğine inandığı ifade ederek şunları söyledi: “<em>…bugün burada bu insanlık görevini ifa ediyorsunuz. Tüm bunları yaparken asla kötü olmadan, kötülük yapmadan hareket ediyorsunuz….Şuna inanıyorum ki sürecin kurbanları buradan yükselen mücadelenin sesini mutlaka işitiyordur. Umarım şu samimiyet zulmün bitmesine hukukun tekrar ülkeme dönmesine vesile olur…”</em></p>
<p>Hapishanede doğum yapmak zorunda kalan Ceydanur Eroğlu ise hıçkırıklı bir ağıt gibi şu cümlelerle ifade etti duygularını: <em>“…Tahliye olmam için hiç tanımadığım binlerce insan acıma ortak olmuş, kalpleri benim için atmış, kuytu gecelerde bana, bize dua etmişlerdi… Şimdi hep birlikte hürriyet nimetimizin şükrünü bu meydanda eda ediyoruz. Binlerce hasta, yaşlı, anne-baba, tutuklu mağdur kardeşlerimizin sesi olmak için buradayız…” </em></p>
<p>Meriç’ten geçerken botları patladığı için bir adacıkta dört gün mahsur kalan Kürşat Bey ise neden burada olduğunu şu kararlı cümlelerle ifade etti: <em>“…bugün burada bulunmamın sebebi de yalnızca kendi yaşadıklarımı değil, aynı zamanda benim gibi hak ihlallerine maruz kalan tüm insanların sesini duyurmak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin adalet arayışımızda yanımızda duracağına olan inancımı ifade etmektir. İnsan hakları evrenseldir ve adaletin her birey için sağlanması temel bir gerekliliktir…”</em></p>
<p>Kızı Nurefşan’ı Meriç nehrinin soğuk sularında kaybeden Neslihan Hanım ise bu türlü programların mazlum ve mağdurlar için ne ifade ettiğini konuşmasının sonundaki şu cümlelerle anlattı: <em>“…burada attığınız her bir adımın mazlumlara moral olduğunu, zindanlara ışık olup yağdığını, hakkın mücadelesini verenlere aşk şevk verdiği unutmayalım. </em></p>
<p><em>Burada toplanmakla mazlumların yaralı yüreklerine hazık bir hekim gibi dokunuyorsunuz. Yüreklerinizdeki insanlık sevgisi ile onlara nefes oluyorsunuz…İyi ki buradasınız…”</em></p>
<p>Hayati Uysal, sürecin insan psikolojisini nasıl etkilediğini ve neden bu yürüyüşe katıldığını ifade etti: <em>“…a</em><em>slında yd çıktıktan sonrada zorlu bir süre</em><em>ç</em><em> vardı benim i</em><em>ç</em><em>in</em><em>. P</em><em>sikolojik </em><em>sıkıntılarımız devam ediyordu. Y</em><em>aklaşık</em><em> dört </em><em>yıl psikolojik destek almak zorunda kaldım…</em><em> Sayenizde ve Rabbim ’in lütfuyla </em><em>kendimi gayet iyi hissediyorum ve bu sebebten dolayı insan hakları mücadelesi i</em><em>ç</em><em>in sizinle bir aradayım ve cok mutluyum…</em><em>”</em></p>
<p>Bugün bu kısa ama uzun vadede çok şey ifade edecek olan yürüyüşe katılamayan gönüllülerin varlıklarını da orada hissettik. Gelen bir mesajı şuraya alıyorum: <em>“…kardeşim uzaklarda olduğum için katılamıyorum. Allah aşkına benim için de yürü…”</em> Bugün burada yürüyen binlerce insan zulüm karanlığına adalet ışığı yağsın diye adeta yağmur duasına çıkarcasına mahkeme önündeydiler… Adalet mücadelesinin gönüllülerini, adaletin tecellisi için gösterdikleri gayreti tarih bu devrin alnına bir baht gibi kaydetmiştir. Organize heyetine günlerce süren çalışmaları, gösterdikleri samimi gayret ve başarılı organizeleri için şükranlarımı arz ediyorum…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/ismetmacit/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adaletin-gun-isigi-sari-tisortluler/">Adaletin Gün Işığı… Sarı Tişörtlüler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
