Ömrünü insanlığa adamış vakıf insanların boşluğu zaman geçtikçe küçülmüyor, nereye baksan orada onu görecek şekilde büyüyor. Yokluğun varlıktan daha fazla buradayım dediği yerde sanki tam da bu noktadır: Güzel insanların aniden göçüp gitmesi..
Mehmet Ali Şengül Hoca, adıyla değil adanmışlığıyla anılan bir gönül insanıydı. “Samsunlu” sıfatı yalnız bir şehir değil, sadakatin coğrafyasıydı onun için. Zamanın omzuna sadece bir takvim değil, bir dava şuuru bırakanlardandı. Adı Hizmet olan o dava, kelimelerle değil; harlarla, hicretlerle, çileyle, gözyaşlarıyla yazılmıştı.
O, alkışlardan değil, sükûttan beslenmişti. Fırtınanın ortasında deniz feneri gibi duran; dalgaların ortasında yılmayan, yıkılmayan bir sadakat abidesi. Ne öne geçti ne geri düştü; hep olması gereken yerde, hep en altta, hep yükün altında, sırtında Asr-ı Saadetten emanet bir yük.
Bir gece… Hocaefendi, birlikte kaldıkları evin mütevazi kütüphanesinden bir çizgi romanı okuyup kapattıktan sonra çıkardığı dersi özetleyen bir soru sormuştu M Ali Hocama. “En altta durmaya var mısın?” Bu bir cümle değil, bir yemin gibiydi. Dertli yol arkadaşı, o günden sonra bir ömrü kuyunun dibinde tuttu. Omzunu dayanak yapan, yükü sessizce taşıyan sabır halkasının en nadide şahsi olarak.
O hep yaşadığını anlattı, yaşayarak anlattı. Görünmedi ama yol gösterdi. Çünkü bilirdi: Gerçek hizmet, vitrinlerde değil, kulislerde değil; gece secdesinde, zindanın soğuk duvarlarında, hicretin taşlı yollarında büyürdü.
O, Hocaefendi ile kelimelerle değil, susuşla anlaştı. Aynı secdeye baş koydu, aynı yükü sırtladı. Biri göğe baktı, diğeri yerin yükünü omuzladı. Ve şimdi biz, o yükün mirasçılarıyız… Bir yönüyle müthiş bir baht diğer yönüyle ne ağır bir sorumluluk.
Kimsenin olmadığı yerde “ben varım” dememin erdemini, herkesin olduğu yerde rütbesiz er gibi hizmet etmenin tevazuunu öğrendik ondan.
Rabbine kavuşmak için ruhu ötelere kanat çırptığında ardında ne servet ne saltanat bıraktı… Bıraktığı miras nasır bağlamış bir alnın secdede bıraktığı iz, hizmette tüketilen nefesti. Dünyalık mirası mı? İşte vasiyetinde eşine ve evlatlarına söylediği: “Evlatlarım, size dünyalık bir şey bırakmadım…”Bu, bir yoksunluk değil; bir asaletti. Zira o, geride alnı terle, kalbi sabırla yoğrulmuş bir vefa bıraktı.
Bugün o yok. Ama adı, müesseselerin köşelerinde, hicret yollarında, sabah dualarında hâlâ yankılanıyor.
Sanki bizi ziyarete gelmiş de her zamanki tevazuu ile bizi dinlediği bir istişarenin en heyecanlı yerinde sesleniyoruz ona:
Ey Samsunlu Hocam…
Gözün arkada kalmasın.
Senin sadakatinle yürüyoruz.
ve hâlâ.. Tek sevdamız var: Hizmet
