‘Gariplik’ Bu Yolun Kaderi…

Yazar Recep Atıcı
web

Bir avuç gönül eri, bir düzine meçhûl kutsilerdir garipler. Ah edip inleyen, sînesini yakıp sızlayan, gönül verdiği yüce hakikatlerden ötürü dövülüp kovulan; her gün yığınla gailelerle burun buruna gelen; her dem ölümle tehdit edilen, her an horlanıp hakîr görülen; işte garip budur.”

kimse-yok-mu

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Sızıntı Dergisi’nin 1982 Ekim sayısında yayınlanan baş yazının girişinde böyle yazmış. Aynen yazdığı gibi de oldu.

‘Gariplik’ bu yolun kaderi…

Burası dünya… Hak yolun yolcularına rahat yok, sıkıntı, ızdırap ve eziyet, ‘bilmem ne belalar’ söz konusu.

Hadisin ifadesiyle, “Din garip olarak başladı, günün birinde yine garip olacaktır.” Dünya güneş etrafında hızla deveran etti, tarih tekerrür etti ‘o garip günler’ tekrar geldi. Hala da hükmünü sürdürmekte. Hocaefendi garip olarak geldiği bu dünyadan ‘garip’ olarak göçtü gitti.

En çok da memleketinde ‘garip’ kaldı. Muhalifleri, muarızları onu ‘garip’ olarak ruhunun ufkuna göndermek için var gücüyle üzerine geldiler. Din ve diyanet söz konusu olduğunda küplere binenleri anlıyoruz, fakat Allah’a ve ahirete inandığını söyleyen kimselerin insafsızlığı akıllara ziyan.

Efendimiz (sas) de “Kişi bilmediğinin düşmanıdır.” buyurmuş. Cehalet, eğitimsizlik, düşmanlık gibi bir çok noktanın kaynağında elbette bilmeme yada bilmediği halde bildiğini zannetme var olsa da ülkemizdeki durum bundan çok farklı. Sanırım ‘kinim dinin’ diyen -Kur’an’ın tabiriyle- bir grup şirzime-i galil (şer hesabına hareket eden azınlık) maalesef yığınları da arkasına alarak Hocaefendi’ye karşı kin ve nefreti körükledi.

Ancak kin ve nefretten uzak olup cevherin değerini takdir eden insanlara gelince onlar, elbette mücevherin değerini takdir ediyorlar.

İşte, onlardan biri de Merhum Emekli Albay Şefik Can Bey’di. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bu Zat’ın, “Mevlânâ, Hayatı, Şahsiyeti ve Fikirleri” adlı eserinin İngilizce tercümesine bir takdim yazmıştı. Bu şaheser takdim üzerine Şefik Can Bey’in asistanı N. Artıran, Fethullah Gülen Hocaefendi’ye şöyle bir mektup göndermişti:

“Muhterem Efendi Hazretleri’nin yazmak lütfunda bulunduğu birkaç sayfalık takdim yazısını okudum. Size çok teşekkür ederim. Bu çok değerli yazıyı büyük bir heyecanla hocama(Şefik Can) okudum. Hocamın hayranlık dolu sözlerini ve düşüncelerini sizlerle de paylaşmak istiyorum:

‘Senelerden beri bu memlekette birçok manevi büyükler gibi yanlış anlaşılan, Hz. Mevlânâ ve eserlerine kendimi verdim. Hz. Pîr hakkında gerek Türkçe, gerek yabancı dillerle yazılmış birçok kitabı inceledim, okudum. Fakat Efendi Hazretleri’nin bu birkaç sayfaya sığdırdığı Hz. Mevlânâ hakkında görüşlerini, onun İlâhî aşkını ve Muhammedî sevgisini, büyük bir veli olduğunu, bu kadar güzel tavsif eden bir yazıyı hiçbir kitapta görmedim.

Bu çok değerli yazı karşısında Hz. Mevlânâ hakkında kendi yazdıklarımdan utandım. Benim âcizane, nâçizane kaleme aldığım Mevlânâ kitabı, Efendi Hazretleri’nin yazmış olduğu bu derin mânâlı birkaç sayfalık yazının karşısında silindi, gitti. Efendi Hazretleri’nin İngilizce tercümeye bu takdim yazısını yazması beni çok duygulandırdı. Ben bu şerefe nâil olacak bir insan mıydım? Şaşırdım kaldım. Beni bu şerefe nâil ettiği için Allah’a şükrediyorum. Tükenmekte olan ömrümün, o büyük zâtı görmek, ayaklarına kapanmak için biraz daha uzamasını Hak’tan niyaz ediyorum. Eğer benim ömrüm vefâ etmezse, sana vasiyet ediyorum; sen git benim yerime o büyük zâtın ayaklarına yüzünü sür. Çünkü o mübârek insan, müsamahalı görüşleriyle, dinler arası diyalog kurarak bütün dinleri ve insanları barıştırma gayretinin içinde hayatını geçirmektedir. İnsan sevgisinde en üst dereceye varan o büyük zat, o insan-ı kâmil, ZAMANIMIZIN YAŞAYAN MEVLÂNÂ’SIDIR. Bu sebeple onun karşısında saygıyla eğilir, onu selâmlarım.’

Evet, altının kıymetini sarraflar, cevherinkini cevher-fürûşân olanlar, beyanın değerini de söz sultanları bilirmiş. Böylesine içten, samimi, gönülden gelen samimi duygular, elbette cevher-fürûşân olan kimselere mahsustur. Boşuna, ‘cevher kıymetini, cevher-fürûşân bilirmiş’ dememişler.

Sonuç olarak, ‘Gariplik’ bu yolun kaderi olunca Hocaefendi’de bundan müstağni kalamazdı. Fakat, umarız ki zamanın Mevlânâ’sı olarak yaşayan bu insanı hayattayken tanıyamayanlar geç kalmadan bir gün tanıma fırsatı bulurlar…

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Diğer Yazılar

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy